menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Müze bilimci Yeşim Kartaler: Tarihi hanları sadece binaları onararak koruyabilir miyiz?

1 0
latest

Eminönü, dünyanın en görkemli müzeleri kadar etkileyici bir ruha sahip, üstelik buraya girmek için bilete de ihtiyacınız yok. Günün herhangi bir saatinde dolaşmak, alışveriş yapmak ya da kaybolmak için ideal en ideal yer. Daha da güzeli aradığınız en absürt nesneyi orada bulabilirsiniz. 

Ancak gezmek için zaman ayırmanız yetmez. Kalabalıktan ve mütevazi akıştan da hoşlanmanız gerekir. Küçük bir taburede közde kahve içip, acıktığınızda kokoreç yiyip sonra da bitmek bilmeyen insan kalabalığında izinizi kaybettirebilirsiniz.  

Denizden yukarı, Kapalıçarşı’ya doğru tırmandıkça beliren hanlar, bugün zamanın etkilerine direnmeye çalışıyor. Kimisi kamunun, kimisi yüzlerce mirasçının paylaştığı birer hafıza mekânı olan bu yapılar, gün batımıyla kapılarını kapattığında aslında koca bir devri de içine hapsediyor. Ta ki ertesi sabah kapıları açılana dek.

Peki, bu yaşayan mirası sadece binaları restore ederek koruyabilir miyiz? Yoksa hanların asıl mucizesi içindeki zanaatın ve gündelik hayatın devamlılığında mı saklı? Kurum ve kişi tarihi üzerine çalışmalarıyla tanıdığımız Müze Bilimci Yeşim Kartaler ile hanları birer “müze nesnesi” olarak okumaya çalıştık.

Müze Bilimci Yeşim Kartaler

- İstanbul’da Eminönü’ne yakın bir mesafede yaşıyorsunuz. Eminönü ve oradaki tarihi yapılar ve hanlar ile ilgili düşüncelerinizi, ilişkinizi merak ediyorum.  

Eminönü ve Hanlar Bölgesi’yle kurduğum ilişki, bir araştırmacı ilgisinin ötesine geçiyor; İstanbul’un üst üste yerleşmiş bütün kültürlerden iz bulabileceğiniz bir yer Eminönü, özellikle hanlar bölgesi, tek tek yapılardan çok daha fazlası yaşamın odağında bir yer olmuş her zaman. Yüzyıllardır ticaretin, farklı kültürlerin birbirleriyle temasının, ticari mal dolaşımın, üretimin ve gündelik hayatın üst üste biriktiği yaşayan bir kentsel arşiv gibi.

Hanlar bölgesine her gidişimde en çok dikkatimi çeken şey, buranın hâlâ çalışıyor olması. Sadece geçmişin izleriyle karşılaşmıyoruz; geçmişin bugüne sızan devamlılığıyla temas kuruyoruz. Bu yüzden Eminönü’nü donmuş bir tarih alanı gibi görmek yerine, ritmi değişmiş ama hafızası canlı bir şehir organizması gibi geliyor bana

- Bir müze bilimci olarak size sormak istiyorum. Mekanın kendisini bir müze nesnesi olarak ele alabilir miyiz? 

Evet, kesinlikle mümkün. Hatta bugün çağdaş müzeciliğin en önemli açılımlarından biri tam da bu: nesneyi vitrinden çıkarıp bağlamı görünür kılmak. Bu açıdan bakınca han dediğimiz şey yalnızca taş, tuğla, revak, tonoz ya da cephe değil. Hanın kendisi; avluya giriş biçimi, katlar arası geçişi, dükkânların zaman içinde nasıl bölündüğü, hangi iş kolunun nereye yerleştiği, hangi mekânın depo, hangisinin büro, hangisinin zanaat alanı olduğu gibi katmanlarla birlikte okunmalı. Yani mekânın kendisi sergilenen şey haline gelebilir.

- Mesela hangi han bir müzeye dönüşebilir ve bunu nasıl kurgularsınız? Ve çıktıları ne olur?

Burada seçim kriteri çok önemli olur. Yapının mimari özgünlüğü kadar, bugünkü kullanım durumu, erişilebilirliği, avlu düzeni, katmanlarının okunabilirliği ve yaşayan ticaretle kurduğu ilişki de belirleyici olmalı. Bu anlamda Âşir Efendi Hanı gibi hem tarihsel katmanları güçlü hem de ticari hayatın bütünüyle sönmediği yapılar ilginç örnekler sunuyor. Ben böyle bir kurguda üç katman önerirdim. Birincisi, koruma katmanı: yapının özgün mimari öğeleri, cepheleri, revakları, dolaşım sistemi, malzeme karakteri dikkatle ortaya çıkarılır ve görünür kılınır. İkincisi, hafıza katmanı: hanın iş kolları, ustaları, ticaret biçimleri, arşiv belgeleri, sözlü tarih kayıtları ve gündelik yaşam izleri sergilenir. Üçüncüsü ise kamusal deneyim katmanı:........

© T24