KURŞUN DEĞİL, KALEM KONUŞSUN
Cumhuriyeti biz kurduk; onu yaşatacak ve yükseltecek olan sizlersiniz. Mustafa Kemal Atatürk
Bugün 23 Nisan… Takvimler, üzerine kırmızıyla işaretlenmiş o büyük bayramı müjdeliyor. Gökyüzü, olup bitenden habersiz, baharın o bildik ve ısrarlı neşesiyle parlıyor. Sokaklarda hoparlörlerden yükselen şarkılar, çocuk seslerine karışmaya hazırlanıyor. Ama insanın içine dönüp baktığında manzara değişiyor. Orada uçuşan kelebekler ya da gökyüzüne hevesle salınacak balonlar yok. Orada, tam boğazın ortasında takılı kalmış bir suskunluk, genzi yakan bir sızı ve yarım kalmış bir rüyanın çaresiz çöküşü var.
Çünkü artık biliyoruz ki… “Çocuk” kelimesi, bugünlerde masumiyetten çok, koruyamadığımız ne varsa onu fısıldıyor kulaklarımıza.
Son zamanlarda dünyanın üzerine çöken o zifiri karanlık; okul koridorlarının neşeyle değil, tarif edilemez bir dehşetle yankılanması, çocuk çantasındaki kurşun kalemlerin kurşun seslerine karışması, sadece uzak bir coğrafyanın haberi değildir. Bu, insanlığın kolektif hafızasına kazınan, tedavi edilmesi güç bir toplumsal travmadır. Bir çocuk, en güvenli kalesi olması gereken okulunda, elinde kalem yerine korkuyla bekliyorsa; biz hangi egemenlikten, hangi bağımsız gelecekten bahsediyoruz?
Bu yüzden 23 Nisan, bugün benim için sadece bir bayram değil; bir vicdan muhasebesidir. Atatürk bu günü çocuklara emanet ederken, sadece askeri bir zaferi kutlamıyordu. Savaşın........
