Demokratikleştirilecek bir cumhuriyet kaldı mı?
Tarih hep geriye doğru icat edilir; mevcut güç ilişkileri, sistemin ihtiyaçları, siyasi öznelerin stratejileri, hegemonya kurma arayışları, tarihin bugüne getirilip yeniden ve yeniden kurgulanmasını gerektirir. Tarihsel olaylar ve kişiler tarihte oldukları gibi değil, bugün nasıl olmaları gerekiyor ve isteniyorsa, sahneye o kıyafetlerle ve o makyajlarla misafir edilir, öyle ağırlanır.
Türkiye İslamcılığı, Cumhuriyet’e yönelik uzun erimli kavgasında tam olarak bunu yaptı; sahneye düzenli olarak Osmanlı’yı çağırdı, icat edilmiş ve kurgusal Osmanlı, Cumhuriyet’in karşısına kondu. Osmanlı dünyayı yönetiyordu, Cumhuriyet’i kuranlar milleti küçücük bir kara parçasına sıkıştırmışlardı. Osmanlı din ve adalet üzerinde yükseliyordu, Cumhuriyet’in batılılaşma projesi koca bir medeniyeti mahvetmişti. Osmanlı refah, bolluk, bereket demekti, Cumhuriyet’te milyonlar açlık içindeydi. Osmanlı “mutlak iyi”, Cumhuriyet ise “mutlak kötü”ydü vesaire…
Uzun yıllara yayılmış olarak ve sistematik bir şekilde bunun gibi sayısız karşıtlık kuruldu; kurgusallaştırılmış Osmanlı, İslamcılığın kaldıracı, manivelası, taşıyıcısı oldu, onu aldı ve bugünlere getirdi.
Buna bir de yalan karşı-tarih yazımı eklendi. Cumhuriyet’in resmi tarihi de zaman zaman yalan söylüyordu ama güya onun yalanlarına karşı inşa edilen karşı tarih-yazımı çok daha büyük bir yalandı. Abdülhamid’in 33 yıllık saltanatında tek bir toprak parçası bile vermediği, Mustafa Kemal’i Milli Mücadele’yi başlatması için Anadolu’ya Vahdettin’in yolladığı, Mustafa Kemal’in başından itibaren İngilizler’in adamı olduğu ve onlara çalıştığı, Lozan’ın 100 yıllık bir ömrü ve gizli maddeleri bulunduğu gibi sayısız yalan toplumun zihnine boca edildi.
Yüzlerce tarikat ve cemaat, on binlerce camide, Kuran kursunda, öğrenci yurdunda bu yalanları yaydı. Bu yalanlarla dolu vaaz kasetleri, sonrasında vaaz videoları, kitaplar, dergiler, esnaflar arasında, gecekondu evlerinde, varoşlarda, taşranın yüz binlerce köyünde ve kasabasında elden ele dolandı ve İslamcılık buradan örgütlendi, buradan güçlendi, buradan iktidara yürüdü ve nihayetinde iktidar oldu.
Ancak sadece bunlar siyasal İslam’ın tek başına iktidara gelmesi için yeterli olmazdı; eğer sözde bilimsel okuma biçimleriyle ve sözde bilimsel argümanlarıyla sol liberalizm bu yalan karşı-tarih yazımına düşünsel bir destek vermeseydi, İslamcılık iktidar için gereken hegemonyayı öyle kolay kolay kuramaz, iktidara gelemezdi.
Sol liberalizm neredeyse 40 yıl boyunca Türkiye’ye bir ceberut devlet masalı anlattı; Cumhuriyet daha baştan yanlış kurulmuş, düğme daha baştan yanlış iliklenmişti. Türkiye’de burjuvazi de işçi sınıfı da yoktu, devlet hepsinin üstündeydi ve esas aktördü. Dolayısıyla........
