menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

– Önlenebilir Tırmanışlar: Mussolini’nin gözünden bugünü düşünmek –

12 0
14.12.2025

Hikâye, Benito Mussolini’nin 1919 yılında faşist hareketi ilan edişinden parlamentoya gözdağı verdiği 1925’teki o ünlü konuşmasına kadar olan gelişmeleri anlatıyor. 8 bölüm boyunca kurnaz bir zorbanın iktidarı adım adım esir alışını izliyoruz. Dizi sizi daha ilk sahnelerden itibaren tarihi dramalarda alışık olmadığımız hareketli bir kurgu, canlı renk paleti ve elektronik müziklerle karşılıyor. Yönetmen Joe Wright, Variety’e verdiği röportajda, yaptığı bu tercihlerin dönemin fütüristik estetiği ile ilgili olduğunu ifade etmiş ve buradan da faşizmle biçimsel bir bağ kurmuş aslında. Çünkü dizide de sıkça vurgulandığı üzere; faşizm bir ideoloji değil, bir hareket ve bir enerji. Bu ve benzeri yargıları ekranda çoğunlukla bizzat Mussolini’nin ağzından, 4. duvarı yıkarak kameraya döndüğü sahnelerde duyuyoruz. Benito, kafasındaki tüm hinlikleri ve elitlerin basiretsizliklerini gözlerimizin içine bakarak anlatıyor.

Dizi, hem içerik hem biçim bakımından bana fena halde Bertolt Brecht’in “Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı” oyununu hatırlattı. (Oyunu seneler önce, Tiyatroadam ekibinin muhteşem performansıyla izlemiştim, tadı hâla damağımda.) Oyunda Adolf Hitler’i simgeleyen “Arturo Ui” karakteri, tıpkı Benito gibi çeşitli hilelerle iktidara yürürken merkez siyasetçiler attığı yanlış adımlarla onun yükselişini bir türlü önleyemiyordu. Yine Mussolini dizisinde olduğu gibi oyunda da karakterler seyirciyle doğrudan iletişime geçiyor ve böylelikle epik tiyatronun en önemli esprisi olan verfremdungseffekt’i (yabancılaştırma efektini) gerçekleştirmiş oluyorlardı. Brechtyen ekolün yabancılaştırmayla murâdı temelde; seyirciyi oyundaki karakterlerle özdeşlik kurmaktan ve o çekici katarsis anından uzaklaştırmak… İzlediklerinin bir oyun olduğunu hatırlatarak sahnede olanlara ağlamak yerine kendilerine dönüp düşünmelerini sağlamak… Diziyi izlerken ben de öyle yaptım ve düşünme hakkımı ilk olarak, tabii ki, ülkemden yana kullandım.

“Yüzyılın Oğlu”, Türkiye’den izleyenler için Rorschach (mürekkep) testi niteliğinde bir yapım. İzleyici Mussolini’nin güç biriktirme ve idare biçimini gördüğünde ister istemez onu en uzak hissettiği yerli otoriter figürle özdeşleştirecek, bu da onun siyasi meşrebini ele verecektir. Ancak ben burada daha kucaklayıcı olmayı tercih ettim, çünkü otoriterleri birbirinden ayırmak bana yakışmazdı. Örneğin, Benito mecliste kendisine sorun çıkaran muhalifini ortadan kaldırmakla suçlanırken birini; arkasındaki öfkeli yığınları politik meselelerde bir tehdit aracı olarak kullanırken ötekini getirdim aklıma. Tabii bir de dizinin Batı kamuoyunda nasıl alımlandığı meselesi var.

Senaristler, dizi boyu şakır şakır İtalyanca konuşan Duce’ye bir anda “Make Italy Great Again” dedirterek anakronizmin ve yabancılaştırmanın dibine........

© Serbestiyet