Aşırı siyaset
Her tarafta siyaset konuşuluyor ama bu defa memleket meselelerine olan yoğun ilgiden ya da demokrasilerin özünü oluşturan söz söyleme kültüründen değil, geleceğin hiç olmadığı kadar belirsizleşmesinden ve siyasetten bıkmış, yılmış, yorulmuş kızgın kitlelerin öfkeli eylemsizliklerinden. Bayram sohbetlerinde siyaset her zaman konuşulur ve güzel bir hoşluk da yaratır ama bu kez yenilen tatlılardan sonra değil henüz içilmeyen kahvelerden önce olunca durup düşünmek gerekiyor. Toplum aşırı bir siyasete maruz kalmışlıktan dolayı tam da siyasetten uzaklaşıyor.
Demokrasilerde konuşmak ve söz söylemek son derece önemlidir. Demokrasi, sözün ve düşüncenin en değerli olduğu rejimdir. İnsanlar ve toplumlar konuşarak anlaşır, düşüncelerini kamusal alana katar, müzakere ve istişarelerle geliştirerek ülkenin ortak iyiliğine dair tartışmalarla bir şey yaparlar. Bu bir alt etme savaşı değil en doğruyu bulmak için verilen bir mücadelenin sözlü kültüre dönüşmüş halidir. Ancak bir şartla: sözle eylem arasında güçlü ve yakın bir ilişki varsa bu böyledir. Diğer bir ifadeyle, demokrasiler sözün ve söz söylemenin hiçbir rejimde olmadığı kadar değer gördüğü yerlerdir ama aynı zamanda sözle eylem arasındaki ilişkinin de en yoğun halidir. Demokrasi, dediğini yapma veya yapılması için eyleme geçme rejimidr. Tıpkı her kuruş paranın hazinede karşılığının bulunması gibi her sarfedilen sözün eylemsel bir karşılık varsa demokrasi hayat bulur. Değilse gerçek siyaset ehli olabildiğince sahne arkasına çekilir ve meydan, “partici esnafı”na kalır. Söz eylemden kopunca söylenen hiçbir şey amaçsız ve oldukça yorucu bir “kahve muhabbeti”nden öteye geçemez. Rejimin içi boşalır, insanlar yönetme hakkını ve gücünü kendinde göremez hale gelir. Çok konuşan, kızan, bağıran ama hiçbir şey yapamayan, eyleme geçemeyen, hareket edemeyen, olan biteni yalnızca izleyen ve lanetleyen insanlardan oluşan öfkeli ama bu öfkesi nedeniyle her şeye boş vermiş bir toplum ortaya çıkar.
Aslına bakılırsa iyi işleyen demokrasilerde siyaset yapmak gerçek bir sanattır. Rilke’nin “Genç Bir Şaire Maktuplar”da (Can Yayınları, Çev: Anıl Alacaoğlu) sanat ve sanatçı için söylediği şu cümleler siyasetçi için de geçerlidir: “Bir sanat eseri ancak zorunluluktan doğmuşsa iyidir. Niteliğini belirleyen de böyle bir kaynağı olup olmamasıdır: Başka bir şey değil…Kendi içinize dönün, yaşam pınarınızın derinliklerine inin, yaratmak zorunda olup olmadığınızın cevabını bu kaynakta bulacaksınız.” (s.11, Can yay.). Gerçekten de ideal şekliyle siyaset zorunluluklardan doğan bir sanattır. Toplumsal meselelere dair özel bir duyuş ve düşünüş gerektirir. Söylenen her söz ve sergilenen her düşünce, içinde eylemin potansiyel yaratıcı enerjisini taşıyan hakiki birer yaratımdır. Değilse sözün içi boşalarak her söylenen anlamsızlaşır. Etraf, bütün isteği milletvekili olmakla sınırlı ikinci sınıf akademisyenlerle hırslı gazetecilerin ekranlarda daha çok bağırıp çağırarak bir şeyleri en iyi savunan olduğunu ispatlamaya çalıştığı demagoglarla dolar. Aşırı siyaset, eylemsiz bir demokrasi yaratır.
Demokrasinin iyi işlediği ülkelerde siyaset, bir varlık yokluk savaşı ya da her şeyin yegâne kurtarıcısı olarak görülmez. İktidar değişmedikçe hiçbir şey değişmez ya da tam aksine, bir seçimle her şey değişir diye düşünmek, bunu ummak ve beklemek gerçekte siyasetin değil, bir tür siyasetsizlik olan aşırı siyasetin yansımasıdır. Aşırı siyaset, kuvvetler ayrılığını, hukuku ve sivil toplumu siyasetin parçası haline getirerek yok eder. Partileri, gerçek anlamda siyasetin üretildiği değil tüketildiği yerlere dönüştürür. Tam da bu nedenle, bu gibi yerlerde bir seçimle her şey değişmediği gibi neredeyse hiçbir şey değişmez. Bizde dini cemaatlerin çok olmasının önemli bir nedeni de siyasetin hakiki bir değişim yaratacağına inanmamadır. Demokratik ilkelere uymayan siyaset gerçekten de hakiki bir içsel ve ruhsal, zihinsel değişime asla yol açmaz. Dışsal değişimlerle ilerler. Sözden ibaret kalır. Çok konuşulan ama eyleme bir türlü geçilemeyen, güçlü iktidarların altında ezilen zayıf insanların serzenişleri dışında irade sergileyemedikleri bir rejim halini alır.
Bu tür toplumlarda hep parlak bir gelecek........
