menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurbânı Kes; İslâm’ın Güzel Yüzünü Kesme

8 0
28.05.2026

Merhâmeti, Temizliği ve Takvâyı da Kurbân Etmeyelim

Bugün Müslümânların büyük bayrâmı: Kurbân Bayrâmı…

Bayrâmdır; çünkü kardeşlik, yakınlık, duâ, ziyâret ve muhabbet günüdür.
Kurbân’dır; çünkü kulun Rabbi’ne yaklaşma niyetini taşıyan büyük bir ibâdettir.
Paylaşmadır; çünkü sofraya sâdece bizim iştahımız değil, fakîrin hakkı da dâvet edilir.
Teslîmiyettir; çünkü insân, “Ben mâlik değilim; bana verilen her nimet emânettir” hakikatini yeniden hatırlar.

Fakat ne acıdır ki, bazı bayrâm sabahlarında insânın içine sevinç kadar ağır bir mahcûbiyet de düşüyor. Sabah bayrâmlaşmasında bir belediye temizlik işleri müdürünün anlattıkları, sâdece bir kamu hizmetinin yoğunluğunu değil, bizim ibâdet ahlâkımızdaki ciddi bir yarayı da gösteriyordu.

Dedi ki: “Bizim en yoğun günlerimiz bu bayrâm günleridir. İnsânlar kurbânlarını kesiyor; ama kanı, atığı, işkembeyi, deriyi, çöpü gelişi güzel bırakıyor. Kimi el arabasıyla çöp konteynerinin yanına kadar getiriyor ama içine koymaya bile zahmet etmiyor. Biz de gün boyu bunları temizlemekle uğraşıyoruz.

Bu söz, sâdece temizlik işçilerinin yorgunluğunu anlatmıyordu. Aynı zamânda bizim dîndârlığımızın sokakta bıraktığı izi de gösteriyordu.

Sokaklara dökülen kan
Konteyner kenarına bırakılan işkembe
Piknik alanında unutulan poşetler
Mangal keyfinden sonra geriye kalan atıklar
Kokudan, görüntüden, rahatsızlıktan incinen insânlar…
Ve bütün bunlara bakıp içinden “Bu nasıl Müslümânlık?” diye geçiren zihinler…

İşte mesele tam da burada başlıyor.

Çünkü kurbân sâdece bir hayvanı kesmek değildir. Kurbân, nefsin bencilliğini kesmektir. Kurbân, cimriliği kesmektir. Kurbân, hoyratlığı kesmektir. Kurbân, “Bana ne?” diyen kaba tarafımızı kesmektir. Kurbân, nimeti Allâh’tan bilip Allâh’ın kullarıyla paylaşmaktır.

Kur’ân-ı Kerîm’in hükmü çok açıktır: “Onların ne etleri ne de kanları Allâh’a ulaşır; Allâh’a ulaşacak olan yalnızca sizin takvânızdır” (Hac, 22/37).

Demek ki Allâh’a ulaşan kan değildir.
Allâh’a ulaşan görüntü değildir.
Allâh’a ulaşan kalabalık sofralar, dolu derin dondurucular, gösterişli kesimler değildir.
Allâh’a ulaşan TAKVÂDIR.

Peki takvâ nerede görünür?

Takvâ, sâdece bıçağın keskinliğinde değil; kalbin inceliğinde görünür.
Takvâ, sâdece kesim ânında değil; kesimden sonra bırakılan temizlikte görünür.
Takvâ, sâdece “Bismillâh” derken değil; Bismillâh ile başlanan işin sonunu da Allâh’ın rızasına uygun getirmekte görünür.

Eğer “Allâh için” diye başladığımız bir ibâdetin ardından sokak kirleniyor, komşu rahatsız oluyor, belediye işçisi fazladan eziyet çekiyor, çocukların zihninde dîn “kaba” ve “kirli” bir görüntüyle yan yana geliyorsa, orada sâdece çevre kirlenmiş olmaz. Orada temsîl de kirlenir. Orada zihinler de kirlenir. Orada İslâm’ın güzel yüzüne perde çekilir.

İşte benim asıl içimi yakan budur.

Çevreyi kirleten, sâdece çevreyi kirletmiyor. Zihinleri........

© Risale Haber