menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ali Osman Burgaz (1914-1986)

18 0
21.09.2026

Gelin olmuş gidiyorsun
Bana veda ediyorsun dünya

İçli bir rüyadır Sevgili (asv)

Ali Osman Burgaz 1914 yılında İnebolu’da dünyaya gelir. 1930’lu yıllar dini değerlerin darbe aldığı günlerdir. Ağır baskı döneminden geçilmektedir. Gençler başıboş yetişmektedir. Osman gayretli, cesur, vatanperver biridir. Gençliğin iman ağrısını yüreğinin derinliklerinde hissetmektedir. Neslini de, kendini de bataklıkta görmekte, düze çıkaracak bir kurtarıcı beklemektedir. 1936 yılında Nedime Hanımla dünya evine girdiği günlerde ellerini açar. “Ya Rabbi! Ne olacak bizim halimiz!” diye içli içli dualar eder. Bir gün sırlı bir uykuyla rüya evine girer. Yeşillik bir yere doğru yürümektedir. Birden cennet bahçelerinin Sevgilisi’ni (asv) görür. Taze damat Osman’ın önünde vadiye doğru yürümektedir. Osman koşarak yetişir. Sevgili’nin (asv) damadı Hz. Osman (ra) da öyle mi olmuştur bilinmez ama Osman, Efendimiz’in (asv) yanına gelince şaşırır. Kendince kabahatlidir ya ellerinden mi, ayaklarından mı öpmeli o nur abidesini diye düşünmektedir. Bu dudaklar o ellere, ayaklara layık değil ki. N’apsın şimdi Osman Efendi. O davranmadan Sevgili (asv) Osman’a döner. Fildişi tarağa benzer üç dişli parlak bir şey verir. Osman sinesine koyar. Kalbinin içine kadar sokar. Gariptir ki acı hissetmez. Büyük bir sevinç içinde uyanır.

Şimdi bu rüyayı neye yormalı, kime yordurmalı. Osman, İnebolu’nun namlı berberlerindendir. Resulallah kime ne vereceğini, ne söyleyeceğini elbet bilir, berbere kasatura verecek değildir. Efendimiz’in (asv) verdiği şey ihtimal ki Osman’a düğün hediyesidir. Aslında bu tarak düğün hediyesi olduğu kadar bir davettir de. Osman’ı ve gençliği kurtuluşa erdirecek, iman hakikatleriyle everecek, insanlığa ebedi bir düğün verecek asrın sahibine davettir. Bu böyle olmayacak, bu rüyayı Halveti Tarikatından Mehmet Efendiye tabir ettirmeli.

Hacı Mehmet… Gecesi halvet, gündüzü celvet. Kendini günahkâr sanan ama aslında kalbi zemzemle yıkanmışçasına temiz. Osman’ın başına devlet kuşu konduğunu anlar.

“Ne mesut adamsın! Cenab-ı Hak sana Said’i vermiş. O üç diş sin harfidir.”

Said mi? Bu da nerden çıktı şimdi? Neyse, bekleyip, görelim. Bekleyip görelim de hangi sabırla…

Açılır Risale’lerin sayfaları denizin dalgaları gibi

Yeni evli hanımın eşini gün boyu kapıda, pencerede gözleyip durduğu gibi Osman da Said denilen kurtarıcıyı gözlemeye durur. Ondan izler, sesler, suretler arar. Osman’da bir hâl vardır. Said’in bir gülüşü onu huşudan öldürecektir. Bir gün Ziya Dilek’te bu gülüşün izini görür. Bu adamda da bir hâl vardır. Bu Ziya güneşe giden yol olmalı. Aşkla kendinden geçmiş bu adamın peşinden gitmeli. Ne yapar, ne eder, nerelere gider, öğrenmeli.

Ziya, Osman’ın yanından ayrıldıktan sonra Gülcü Hüseyin’e gider.

Boşuna Gülcü dememişler Hüseyin’e. Sezai Karakoç, Gülcü’yü görse Mona Rosa’yı yırtıp atardı herhalde. Gül dünya gül!

Birlikte sahile doğru yürürler. Bir kaya arkasına mevzilenirler. Kuşlar kafese girmiştir. Tam zamanıdır.

“Selamün aleyküm beyler.”

Ziya ve Gülcü toparlanırlar. Ellerindeki kitabı saklarlar.

“Hayrola Osman! Ne işin var burada!”

“Beni bırakın da söyleyin bakalım. Sakladığınız kitap neyin nesi?…”

Ziya ve Gülcü soruları geçiştirirler. Ser verip sır vermeyecek gibidirler. Osman yanlarından ayrılır. Fakat takibi sürdürür. Bir gün dayanamaz, elini masaya koyar, kitabın ortasından konuşmaya başlar.

“Arkadaşlar beni kendinizden ayıramazsınız. Mevzu neyse anlatın.”

Osman samimiyet testinden geçmiştir. Artık her şeyi anlatmanın vaktidir.

“Bu kitaplar Risale-i Nur’dur, müellifi Said Nursi’dir.”

“Said mi?!”

İşte aranan kan bulundu. Demek kurtarıcıyla buluşma vakti geldi.

“Verin bakalım şu Nur’ları.”

Dünya konuşuyor:

Gelin olmuş gidiyorsun

Bana veda ediyorsun Osman

Osman nefes nefese verilen Risaleyi okumaya başlar. Osman için rüyaları gerçekleştirme vaktidir. Rüya duvağının ardında, Risale sayfaları arasında siluet gibi görülen Said’in yüzü görülmelidir artık. Kendini yolları vurur. Kastamonu’ya gelir. Çaycı Emin’i bulur.

“İnebolu’dan Ziya Beyin selamıyla geliyorum.”

Mevzu anlaşıldı. Çaycı, Tevfik’e seslenir.

“Kardeşim. Osman kardeşimizi Üstad’ımıza götür.”

Üstad’ın kapısına varırlar. O tatlı asabi adamın sinirleri alınmış gibidir. Kapı açılır. Üstad görünür. Muazzam bir dağ gibidir. Osman’ı tutun! Ayakları yerden kesildi, kesilecek, heyecandan öldü, ölecek.

Osman, Sevgili’nin (asv) rüyası ve Risale’lerle arınmasına rağmen hâlâ kendini günahkâr hissetmektedir. Üstad hisseder de bir tokat vurursa ne yaparım, diye endişelenmektedir. Üstad hiç de beklemediği bir şey yapar. Kollarını sonuna kadar açar. “Gellll kardeşim!” diyerek şefkatle kucaklar.

Osman’ın sinesinde dağ gibi büyüyen bulutlar çözülür. Hüngür hüngür ağlamaya başlar. Üstad adam yerine koydu, nasıl ağlamasın Osman. Osman ağlıyor, Üstad gibi birini sarıp sarmaladığın için sen de ağla dünya…

Osman gözyaşı ve hıçkırıklar içre Üstad’ın sinesinden ellerine, oradan ayaklarına doğru süzülür. Dön dünya dön! Osman’ın kalbi dünya gibi Üstad’ın ekseninde fırıl fırıl dönüyor. Dur dünya dur, Bediüzzaman konuşuyor.

“Kardaşım nerden geldin?”

“İnebolu’dan Efendim.”

“Kimleri tanıyorsun?”

“Nazif’i tanırım.”

Nazif… Bediüzzaman, “Rusya’yı yak!” dese Nazif ardına bile bakmadan kendini denize çalar. Öyle kahraman… Nazif’in adını duyunca Üstad çok memnun olur.

“Bahtiyarsınız!”

Öyledir; bir yerde Nazif gibi biri varsa o belde bahtiyardır.

“Sizi kim gönderdi?”

“Ziya Dilek…”

“Ziya iyidir.”

Üstad sözü tekrar Nazif’e getirir. İçinde İnebolu geçen cümlelerin hepsinin öznesi Nazif’tir.

“İnebolu’ya gidecek emanetim vardı. Onları da Nazif’e götürürsünüz.”

“Emrin olur Üstad’ım!”

“Namaz kılıyor musun?”

“Evet, Üstad’ım.”

“Farzlara dikkat et. Haramlardan kaçın. Yazı yazıyor musun?”

“Yazıyorum Üstad’ım!”

Üstad cevaplarını almıştır; Osman Nur dairesine alınmalıdır. Yere bir daire çizer. “Seni bu daire içine alıyorum. Allah muvaffak etsin.” diyerek dualar eder. Anladın sen onu. Yazın ve namazın yoksa bir de nazın çoksa o nurlu dairede yerin........

© Risale Haber