menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Muhatap

5 0
28.08.2026

Dün söylediğim bir sözü geri almak isterdim. Ama boyumu, gözümün rengini, doğduğum evi geri almak hiç aklıma gelmedi.

Pişmanlık nereye ilişeceğini bilir. Yalnız elimizde olana dokunur, gerisini teğet geçer. Kimse gözünün renginden hesaba çekilmez.

Öyleyse pişmanlığın izini sürersek, elimizde olanın haritasını çıkarmış oluruz.

Denir ki sen bir parçacıklar topluluğusun. Bu parçacıkların ne niyeti var ne tercihi. Bir atom hiçbir zaman “keşke” demedi. Milyarlarcası bir araya gelince nereden gelsin bu söz?

Karar veriyor olmamız, o kararın altındaki işleyişe hükmettiğimizi göstermez. Elimi kaldırmak istemem de elimin kalkmasının bende olduğunu göstermez; istemem ile kalkması yan yana durur, yan yana durmak ise sebep olmak değildir. Ne kadar tekrarlansa da bu birliktelik, birini diğerinin faili yapmaz.

Öyleyse elimizde ne kaldı?

Kesilecek Gövdesi Olmayan Şey Elbette

Kudret adına insana ne verirsek verelim, aynı bıçak onu da keser. “Gücü var” desek, o güç de verilmiştir. “Sebebi var” desek, sebep de. Elini, aklını, meylinin altındaki bütün cihazı sayıp döksen, her birinin ucunda aynı cevap bekler: bunu da sen yapmadın. Çünkü bıçak gövdesi olan her şeyi keser; yaratılmış olanın ise mutlaka bir gövdesi vardır.

Öyleyse mesuliyet, kesilecek bir gövdeye yaslanamaz.

Geriye tek bir şey kalır: meyil. Bir tarafa dönmüş olmak. Meyil bir kuvvet değildir. Hiçbir şeyi kaldırmaz, yürütmez; işi gören yine kudrettir. Meyil, o kudretin hangi yöne sarf edildiğidir. Terazinin kefesini de kefeye konan ağırlığı da bizler koymayız; lakin terazinin bir tarafa eğilmesi, kefeye eklenmiş üçüncü bir ağırlık değildir. Ağırlıklar arasındaki nispettir. Nispetin maddesi olmaz; hâriçte müstakil bir vücudu bulunmayan şey ise yaratmanın konusu olmaz. Bıçak burada boşa iner, kesecek gövde bulamaz.

İşte cüz’î ihtiyar dediğimiz şey budur: elinde bir kudret bulunması değil, bir tarafa dönmüş olmamızdır. Mesuliyet oradan doğar.

Fakat dönüşün bize ait olması, dönüşün ucunda vücuda gelenin de bizim olması demek değildir. Hayır vücudîdir; olması için yaratılmayı ister, insan ise hiçbir şeyi yoktan vücuda çıkaramaz. Meyletttik, kapı açıldı, giren bizim değil. Bu yüzden hayırda insanın payı; iftihar değil şükür payıdır, sevap bir ücret değil, bir ihsandır.

Şer ise ademîdir. Olması için değil, olmaması için bir dönüş yeter. Yıkmak yapmak gibi değildir: bir kibrit koca gemiyi yakar, ama gemiyi kibrit yapmamıştır. İnsanın o küçücük meyli hayrı meydana getirmeye yetmez, fakat şerrin kapısını aralamaya yeter. Adalet burada tecellisini gösterir; yetmeyen şeyin hesabı sorulmaz, yeten şeyin sorulur.

Bu cihetle kader bilir, ölçer, takdir eder; ilim tarafıdır. Yapan ise kudrettir. Kaderin işi neyin ne zaman ve hangi ölçüde olacağını tayin etmek, kudretin işi onu vücuda çıkarmaktır. Bu ayrım konulduğunda “kader beni mecbur etti” itirazının kapısı da kapanır: bilmek zorlamak değildir. Sabahın güneşin doğacağını bilmesi, güneşi doğurmaz.

Bize “şu kuvvet sendeydi” denmez, “şu tarafa döndün” denir. Muhatap oluşumuzun sebebi elimizdeki güç değil, yüzümüzün yönüdür.

Sorumluluğun bütün ağırlığı, işte bu ağırlıksız şeyin üstüne binmiştir. Fakat bir ayrım yapmak gerekir.

Misal bir odada sıradan geçen bir olayı kayda alalım.

Kol kalktı. Parmaklar kapandı. Hava titreşti. Karşıdaki kişinin........

© Risale Haber