menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Azap Köyünden Bir Sofra Hikâyesi: Hınk

10 4
02.01.2026

Bugün size kendi memleketim Horasan’ın Azap Köyü’nden bir lezzeti değil; bir hafızayı, bir geleneği, bir sofra kültürünü anlatmak istiyorum.

Adı Hınk.

Ama Hınk’a gelmeden önce, bu yemeğin mayalandığı toprağı tanımak gerekir.

Azap…

Kelime anlamıyla Azab ya da Azeb, “bekâr” demektir. Osmanlı döneminde Azablar; Anadolu’nun dört bir yanından toplanmış, muharebeye elverişli, dinç, güçlü ve bekâr Türk gençleridir. Osmanlı ordusunun hafif yaya askerlerini oluştururlar. Bugün “sert” çağrışımlar yapan bu kelime, aslında düşmana karşı direnci, gücü ve vatan savunmasını temsil eder.

Horasan’ın Azap Köyü de adını işte bu askerî kökten alır. Yani bu köyün adı bile tarih taşır.

Biz çocukken büyüklerimiz derdi ki:

“Azap, küçük İstanbul’dur.”

Çünkü çok okuyanıyla meşhurdu…

Çok iş insanı çıkaran bir köydü…

Temizliğiyle, titizliğiyle bilinir; hatta sosyetik bir köy olarak anılırdı.

Bu sözler bir övünme değil, bir karakter tarifiydi aslında. Disiplini, çalışkanlığı ve dünyaya açık olma hâlini anlatırdı.

Ve bu karakter, sofraya da yansırdı.

Azap Köyü’nde yapılan Hınk yemeği, tam da bu geçmiş gibi güçlü ama bir o kadar da paylaşımcıdır.

Hınk, mantıya benzer ama mantı değildir.

Şekli başka, içeriği başka, ruhu bambaşkadır.

Yeni doğum yapmış hayvanın ilk sütüyle —bizim ağızla ağız— yapılan bu yemek, sabır ister, el ister, tecrübe ister. Mantı hamuru tutulur, kıyması hazırlanır. Hamur silindir şeklinde yapılır, küçük........

© Pusula Gazetesi