Fransa Neden Yanıyor?
Eylül başında Paris'in yoksul banliyölerinden Créteil'deki bir lisede öğretmenler, okulun 130'u aşkın kadrosundan üçünün boş kalmasını protesto etmek için greve çıktı. Ertesi gün öğrenciler de katıldı. Grev liseden liseye, Paris çevresinden bütün ülkeye, liselerden üniversitelere yayıldı. 13 Ekim'de gençlik sendikaları ülke genelinde 480 bin, İçişleri Bakanlığı 161.500 eylemci saydı. Öğrenciler okul binalarının onarılmasını, öğretmen alınmasını, üniversite yemekhanesinde yemeğin bir avroya inmesini ve polis şiddetinin son bulmasını istiyordu.
Sokaktaki gençler Fransa'da ister istemez Mayıs 1968'i hatırlatıyor. Bu benzetme yanıltıcı. 1968'in öğrencileri hürriyet istiyordu; otoriteyi ve yerleşik değerleri sorguluyor, arkalarındaki ideolojik çerçeveyle hareket ediyorlardı. Fikirlerine ister katılın ister katılmayın; onları ilerici bir hareket olarak görmek mümkündü.
Bugünkü hareketi ise birkaç hafta içinde yağmacılar ve lümpen kesimler devraldı. İlk günlerde gözaltına alınan 5.060 kişinin ‡'si reşit olmayan öğrencilerdi. 17 Ekim hafta sonu ise 2.400'e yakın kişi gözaltına alındı, bin kadar polis ve jandarma yaralandı, ülkenin dört bir yanında dükkanlar yağmalandı. İçişleri Bakanlığı'nın 18-21 Ekim arasında tutuklanan 186 kişiyi inceleyen belgesine göre tutuklananların F'sı yağma ve hırsızlıktan, &'sı polise saldırıdan yargılanıyor.
Paris Başsavcısı, gözaltındakilerin büyük çoğunluğunun hiçbir siyasi talep dile getirmediğini söyledi. Lüks mağazalardan çanta, spor mağazalarından ayakkabı taşıyan bir kalabalık hürriyet aramıyor.
Bu iki yazılık dizide Fransa'yı sokağa dökenin ne okul bütçesi ne de bir hürriyet arayışı olduğunu savunacağız. Sorunun iki katmanı var. İktisadi katmanda, sayıca azalan genç kuşak, ücretinden kesilen Avrupa'nın en ağır vergi ve primleriyle gelişmiş dünyanın en cömert emekliliklerinden birini finanse ediyor. Yaşlılar sandıktaki ağırlıklarıyla bu düzeni koruyor ve gençlerin kazancının bir kısmını kendilerine aktarmaya devam ediyor. Demografik katmanda ise kendi nüfusunu yenileyemeyen Fransa, açığını kendi iş gücü ihtiyacına göre özenle seçmediği bir göçle kapattı ve gelenleri ortak bir millet paydasında birleştirmek yerine çok kültürlülüğe teslim oldu. Bu ilk yazıda iktisadi katmanı, ikincisinde ise demografik katmanı ele alacağız.
Türkiye de korkutucu bir benzerlikle; emeklilikte EYT ile, nüfus politikasında kontrolsüz göçle bu iki yanlışın pençesine düştü. Bu gidişle Türkiye otuz yıl sonra bugünkü Fransa'nın durumuna düşecek.
OECD'nin 2026 "Eğitime Bakış" raporuna göre Fransa öğrenci başına yılda 13.787 dolar harcıyor ve eğitime milli gelirinin %4,6'sını ayırıyor; iki rakam da OECD ortalamasının üzerinde. Sınıf mevcudunda, öğretmen açığında ve öğretmenlerin meslekten ayrılma oranında da Fransa OECD ortalamasından belirgin biçimde ayrışmıyor. İngiltere'de 700 bin öğrenci büyük onarım gerektiren binalarda........
