Değişimin Hududu ve Yarını
“Bugün Türkiye’nin gündemi nedir?” sorusuyla ülke turuna çıktığımızı farz edelim. Siyaseti aşinalıkla takip eden çoğu yurttaş, yüksek ihtimalle mutlak butlan kararıyla CHP içindeki çatışmalı görünümden kendince bahsedecektir. İktidara daha yakını bu kararı tamamen CHP’nin iç sorunu olarak geçiştirecek, muhalifiyse iktidarın CHP’yi bölmek için yaptığı son girişim olarak nitelendirecektir.
Peki ülkeyi, gündelik siyasetin gerilimli çehresinden soyutlanarak ele alırsak, nasıl bir manzarayla karşılaşırız? Bir tarafta atanamamış öğretmenlere layık görülen korkunç muamele, bir tarafta bakanlıktan aldığı söze rağmen emeğinin karşılığını alamamış maden işçileri, bir tarafta bayramda torununa harçlık veremeyecek duruma gelmiş emekli, bir tarafta kıt kanaat geçinen ve günlük yaşayan işçi, bir tarafta üniversitede nefes alabileceği en ufak bir alanı olmayan ve geleceğe dair derin bir umutsuzluk hisseden öğrenci …
Peki mutlak butlan dışında konuştuğumuz başlıklar neler? Sürekli kayyım atanan farklı sektörlerden farklı şirketler, NATO zirvesi bahanesiyle hukuksuzca tutuklanan yüzü aşkın kişi, kağnı hızında ilerleyen ve ne konuşulduğundan habersiz kaldığımız isimsiz bir “süreç”, ayda bir dillendirilip soğutulan “yeni anayasa” tartışması, İBB davasında her gün yenisini işittiğimiz savcıların hukuksuz uygulamaları, CHP’nin tutuklamakla bitmeyen belediye başkanları…
Peki bu manzara ve gündemin içerisinde muhalefet ne durumda? Saray eliyle parti içinde suni bir iktidara gelmiş bir ekip, seçilmiş gibi davranıp seçilmişin dahi alamayacağı olağanüstü kararlarla, kendince partiye bir “dizayn” çekiyor. Diğer tarafta da bundan sonra ne olacağını endişeyle bekleyen seçmenine ve örgütüne somut bir yol haritası sunamayan, açıkçası dışarıdan ne yapacağına kararsızmış görülen seçilmiş CHP yönetimi.
Bugünlerde tekrardan hareketlendirdiğimiz ve benim de Başkan Yardımcısı olarak görev aldığım Biz Topluluğu’nun, daha önce de atıfını yaptığım bir çalışması var; “değişim” kavramının en çok konuşulduğu, tartışıldığı Kasım 2023 kurultayından aylar önce, seçim sonrası yaşanan düş kırıklığı ortamında yayımladığımız; “Muhalefette Değişim: Değişimi Tanımlamak ve Somutlaştırmak” isimli rapor çalışması. Şimdi dönüp tekrar tekrar bakıyorum da zaman, bu çalışmayı güzel yaşlandırmış sanki.
“…Türkiye Cumhuriyeti’nin kolektif hafızasında gömülü siyasi kültüründe kapıkulluğu olgusunun ve ittihatçılığın baskın öğeler olarak göründüğü de açıklanmalıdır. Meşruiyetini kandan ve dinden alan patrimonyal bir otoritenin ekseninde kurumsallaşan bir devletten, dar elitinin çözülüşü önlemek maksadıyla uygarlaştırmaya çalıştığı ve bunu militarist düsturla yaptığı bir devlete, ardından da tüm bu çabalara karşın yeni bir devleti yine militarist düsturla yeni devleti inşa eden bir kurucu kadronun varlığı çizgisel olarak önemlidir. -Bu sözcükler eleştiri ya da tenkit için seçilmemiştir, tarifin belirginleşmesi için seçilmiştir.- Bu dönüşümle beraber önce kapıkulluğu daha sonra da ittihatçılık kolektif hafızada siyasi kültürün baskın öğeleri olarak yerini almıştır. Bu siyasi kültürün değişerek de olsa yaşıyor olduğunu düşünmekteyiz. Ve bu durumun Türkiye Cumhuriyeti’nde demokrasinin içkinleşebilmesi için mühim bir kilometre taşı olarak kabul ettiğimiz parti-içi demokrasinin tesisi hususunda zihinsel bir blokaj işlevi gördüğünü öne sürmekteyiz...’’ (Biz Topluluğu, Parti İçi Demokrasi........
