Dijital Dehlizde Kaybolan Nesil ve Geç Gelen Bir Adım
Dijital Dehlizde Kaybolan Nesil ve Geç Gelen Bir Adım
Türkiye’de 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması getiren düzenlemenin Meclis’ten geçmesi, uzun zamandır beklenen bir adımdı. Kimi çevreler bunu “özgürlüklerin sınırlandırılması” olarak yorumlayabilir. Ancak meselenin özü, özgürlük değil; koruma meselesidir.
Çünkü bugün sosyal medya dediğimiz alan, masum bir iletişim mecrasından çok daha fazlası hâline gelmiş durumda. Burası, kontrolsüz içeriklerin, yönlendirmelerin, algı operasyonlarının ve en önemlisi çocukların zihinsel dünyasını şekillendiren görünmez etkilerin dolaştığı devasa bir dehlizdir.
Biz bu düzenlemeyi destekliyoruz.Çünkü sosyal medya büyük bir dehlizdir ve biz evlatlarımızı bu dehlizin içinde kaybetmek istemiyoruz.
Nesil Giderse, Gelecek Gider
Toplumlar bir günde çökmez. Yıkım, nesiller üzerinden gerçekleşir.Eğer bir toplumun çocukları ve gençleri sağlıklı bir zihin dünyasıyla yetişmiyorsa, o toplumun geleceği de pamuk ipliğine bağlıdır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tabloyu görmezden gelmek mümkün değil:
Saatlerce ekran başında büyüyen çocuklar
Gerçek dünyadan kopan, sanal kimliklere sığınan gençler
Ahlaki ve kültürel değerlerden uzaklaşan bir nesil
Bu bir abartı değil, bir tespittir.Nesil tahrip olursa, toplum tahrip olur. Ve sonunda yıkım kaçınılmaz hâle gelir.
Dijital Bağımlılık ve Sessiz Tehlike
Sosyal medya ve internet oyunlarının çocukların gelişimi üzerindeki olumsuz etkisi artık tartışma konusu bile değildir. Bu durum, hem akademik çalışmalarla hem de sahadaki gözlemlerle açıkça ortaya konmuştur.
Dikkat dağınıklığı artıyor
Sosyal beceriler zayıflıyor
Bağımlılık davranışları gelişiyor
Şiddet ve uygunsuz içeriklere maruziyet artıyor
Daha da önemlisi, çocuklar kimlik inşasını bu mecralar üzerinden yapmaya başlıyor. Bu da onları, yönlendirilmeye açık ve savunmasız hâle getiriyor.
Özgürlük mü, Sorumluluk mu?
Burada asıl sorulması gereken soru şudur:Çocukların sınırsız erişimi bir özgürlük müdür, yoksa ihmal mi?
Henüz kişilik gelişimini tamamlamamış bir çocuğu, sınırsız ve denetimsiz bir dijital dünyanın içine bırakmak; özgürlük değil, sorumluluktan kaçmaktır.
Bu yüzden alınan karar, bir yasaktan ziyade bir koruma kalkanı olarak görülmelidir.
Bu yasa tek başına yeterli değildir.Ailelerin bilinçlenmesi, eğitim sisteminin güçlenmesi ve toplumun bu konuda ortak bir hassasiyet geliştirmesi şarttır.
Ama yine de bu adım önemlidir.Çünkü en azından artık şunu kabul ediyoruz:
Ortada bir tehlike var. Ve bu tehlike, çocuklarımızın geleceğini hedef alıyor.
Eğer biz bugün bu dehlizin kapısına bir set çekmezsek, yarın o karanlıkta kaybolan sadece çocuklarımız değil, toplumun kendisi olacaktır.
