menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kura dokunmadan ve Türkiye’yi sanayisizleştirmeden dezenflasyondan çıkış mümkün mü

27 0
04.08.2026

Türkiye ekonomisi 2026 ortasında bir çifte kıskaç içindedir: Bankaların fiilen uyguladığı TL ticari kredi faizi yüzde 51,7 ile politika faizinin (7) yaklaşık 15 puan üzerindeyken, nominal kur artışının yüzde 32,11'lik enflasyonun belirgin altında kalması Türk lirasını reel olarak değerlendirmekte ve ihracatçının rekabet gücünü son on bir–on iki yılın en zayıf düzeyine geriletmektedir.

Bu tabloya verilen refleks yanıt olan kuru artırmak, hem 2021–2023 deneyiminin hem de emsal ülke örneklerinin gösterdiği gibi, kazanımı birkaç çeyrekte enflasyona geri ödeten geçici bir rahatlamadır.

Bu makale bilinçli olarak farklı bir soruyu yanıtlamaktadır: Kur hiç artırılmadan, dezenflasyon çıpası korunarak rekabet gücü ve üretim nasıl onarılabilir?

Bu yazıda önereceğimiz çözümler bütünü, beş sütuna oturmaktadır: (1) Politika faizine dokunmadan fiili faizleri düşüren makas daraltması; (2) piyasa faizi ile üretken kesim arasına köprü kuran hedefli finansman ve garanti mimarisi; (3) dezenflasyonun yükünü faizden alıp paylaştıran maliye ve gelirler politikası; (4) enerji, vergi-prim ve lojistik kalemlerinde kur dışı maliyet indirimi; (5) rekabet gücünü fiyattan değil verimlilikten kazanan yapısal dönüşüm. Burada amaç; fiili kredi faizini kısa vadede 8–12 puan indirebilecek, dolar bazlı maliyet artışını frenleyebilecek ve ihracatçının kıskacını enflasyon oluşturmadan gevşetebilecek araçlardan oluşmaktadır.

Sorunun Doğru Okunması

İhracatçı cephesinden yükselen 'kur yetersiz veya düşük' şikâyeti, belirtiyi doğru, teşhisi eksik bir tespit durumdur. Bu söylemi ortaya çıkaran kaynak, rekabet gücünün düşmesidir.

Rekabet gücünün kur artış beklentisi yerine daha sürdürebilir yöntemler üzerinde çalışmaktan ve uygulamaktan geçmektedir.

Rekabet gücü kaybının görünürdeki nedeni kurun yavaş artması; gerçek nedeni, iç maliyetlerin — ücret, ara malı, enerji, finansman — enflasyon ve düzenleme kaynaklı olarak dolar bazında emsallerden hızlı şişmesidir.

2026'nın ilk çeyreğinde dolar bazlı birim işgücü maliyeti Türkiye'de yüzde 8,5 artarken rakip ülkelerde yüzde 2,1'de kalmış; Maliyet Bazlı Rekabet Gücü Endeksi 87,3 ile yakın tarihin dibini görmüştür.

Buna, TCMB verileriyle yüzde 51,7'ye ulaşan fiili ticari kredi faizi, yüzde 32 enflasyona 15–20 puanlık reel borçlanma maliyeti eklenmektedir.

Döviz Kuru bu iki sorunun da nedeni değil, aynasıdır. Dolayısıyla “Aynayı Büyütmek” görüntüyü düzeltmeyecektir; zira güçlü enflasyon kontrolü olmadan yapılacak her kur ayarlaması yalnızca geçici rahatlama sağlayacaktır.

Bu makale, bu nedenle, çözümü bilinçli olarak kurun artması dışındaki çözümler üzerinde aramakta ve değerlendirmektedir.

TL ticari kredi faizi (fiili, ağırlıklı ort.)

TL mevduat faizi (3 aya kadar, ağırlıklı ort.)

Aylık dış ticaret açığı

10,4 milyar $ ( &,2)

Yıllıklandırılmış cari açık

TÜSİAD Rekabet Gücü Endeksi

Birim işgücü maliyeti artışı ($, Türkiye / rakipler)

Tablo 1. Teşhis özeti — Türkiye, 2026 ortası. Kaynaklar: TCMB (EVDS), TÜİK, TÜSİAD.

Neden Kur Artışı Çözüm Değil?

Kısaca şu unsurları kayda geçirmek gerekir.

Birincisi, geçişkenlik: Türkiye'de kur artışının enflasyona geçişi ampirik olarak yüzde 25–35 aralığındadır; yüzde 20'lik bir nominal ayarlama, 6–12 ay içinde 5–7 puan ek enflasyon üretir ve reel kur kazanımının büyük bölümünü geri alır.

İkincisi, bilanço kanalı: Reel sektörün döviz borcu ve ithal girdi bağımlılığı, kur şokunu maliyet şokuna çevirir; ihracatçının kendisi de girdisinin önemli bölümünü dövizle almaktadır.

Üçüncüsü, güven kanalı: Üç yıllık dezenflasyon programının çıpası olan kur istikrarından sapma, ters dolarizasyonu durdurur, risk primini yükseltir ve faiz indirim alanını yok eder.

Nitekim; 2021–2023 deneyimi bu üç kanalın ders kitabı uygulaması mahiyetindedir: Rekabetçi kur denemesi, iki yılda yüzde 85 enflasyon ve daha da değerli bir reel kurla sonuçlanmıştır. Ve maalesef Türkiye’ye çok pahalıya mal olmuştur.

Şu hâlde soru, 'kur ne kadar artmalı' değil; 'kur sabit veya öngörülebilirken üreticinin maliyet ve finansman tablosu nasıl onarılır' olmalıdır.

Bunun beş sütunlu bir yanıtı ve çözümü vardır.

Birinci Sütun: Makası Daraltmak — Faize Dokunmadan Faiz İndirimi

Türkiye'nin elindeki en büyük ve en az konuşulan politika alanı, politika faizi ile fiili kredi faizi arasındaki 15 puanlık makastır.

Emsal ülkelerde bu makas 3–8 puandır; Türkiye'de farkı ortaya çıkaran, büyük ölçüde uygulanan düzenleme setidir.

Makasın daraltılması, politika faizi ve kur çıpası sabit veya TL değerliyken reel kesime 7–10 puanlık fiili faiz indirimi sağlayabilir dezenflasyon sürecine dokunmayan,........

© Milat