Orman kanunları dönemi
Dünyada bazı günler vardır; bir haber gelir ve o haber, tek başına bir ülkeyi değil, bütün bir dönemi, hatta geleceği anlatır.
Venezuela’da yaşananlar da tam olarak böyle bir eşik oldu.
Bir devlet başkanının nasıl alındığı, nasıl götürüldüğü, nasıl gösterildiği...
An be an canlı yayınlanan görüntüler...
Son birkaç gündür bize Venezuela’dan çok, dünyanın nereye savrulduğunu anlatıyor.
Ve bu hikayenin adı, çoktan konulmuş durumda: Orman kanunları.
★★★
ABD, yedi ay önce İran’daki üç nükleer tesisi vurduğunda İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi net bir cümle kurmuştu.
“Orman kanunları işliyor.”
Yıllardır nükleer programlarının barışçıl olduğunu kanıtlamaya çalıştıklarını, müzakere ettikleri aynı irade tarafından bombalandıklarını söylüyordu.
Haklıydı.
Çünkü artık ne anlatılan önemliydi ne de deliller.
Önemli olan neye inanıldığıydı.
Haklı olan değil, güçlü olan hayatta kalıyordu.
Bu, medeniyetin reddiydi.
Pençesi güçlü, dişi keskin olanın hüküm sürdüğü bir sistem...
Kuralların değil, içgüdülerin belirlediği bir düzen.
★★★
2003’te Irak işgali öncesinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne elinde bir şarbon şişesiyle gelmişti.
Saddam Hüseyin’in biyolojik silahları olduğuna dair “somut istihbarat”tan söz etmişti.
Tam bir buçuk saat boyunca dünyayı ikna etmeye çalıştı.
Yıllar sonra kendisi de itiraf etti.
Belki o gün de birçok kişi bunun yalan olduğunu biliyordu.
Ama yine de bir ikna kaygısı, bir meşruiyet arayışı........
