Bayburt Bayburt olalı…: Şu opera ve bale meselesi
Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’ne 2026’da 5.3 milyar TL gibi yüksek bir bütçe ayrılmışken; geniş coğrafyalardaki yardım ve temsil faaliyetleriyle Türkiyenin kültürel ve diplomatik açıdan “yumuşak gücü” işlevini yerine getiren Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’na (TİKA’ya) ayrılan toplam bütçenin 3.8 milyar Tl’ düzeyinde kalması TBMM’de ve kamuoyunda hararetli tartışmalara ve eleştirilere yol açtı.
Türk halkı, cumhuriyetin kuruluş yıllarından bu yana devlet eliyle yürütülen ve bütçeden her yıl ciddi düzeyde kaynak ayrılan opera, bale, senfonik müzik gibi Batı klasik müzik geleneğine ait kurumsal sahne sanatlarını hiçbir zaman içselleştirememiş ve bunlara yönelik beklenen toplumsal talebi üretememiştir. Rivayete göre Devlet Senfoni Orkestrası’nın Bayburt’ta icra ettiği ve izleyicilerin biraz zorlama ile katıldıkları konser hakkında fikri sorulan bir vatandaşın, daha sonra bir tekerlemeye dönüşen “Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi” yönündeki açıklaması bu gerçeği çarpıcı biçimde ifade ediyor.
Peki sorun, bu etkinliklerin Türk toplumunun kültür ve sanat dokusuyla temelde bir uyumsuzluk taşıdığı, dolayısıyla devlet eliyle sürdürülmelerinin baştan itibaren anlamsız ve gereksiz olduğu teziyle ifade edildiği gibi midir? Yoksa asıl sorun, Batı klasik müzik geleneğine dayalı seçkinci sahne ve konser sanatlarının Türk toplumunun kültürel gelişimi, ve estetik ufkunun genişletilmesi, dolayısıyla “uygarlaştırılması” açısından öncelikli ve stratejik bir gereklilik olmasına rağmen; bu doğrultudaki politikaların uygulamaya geçirilmesinde karşılaşılan başarısızlıkla mı ilgilidir? Yani, özde meşru ve geçerli kabul edilen bu politikanın yanlış araçlar, yanlış kurumsal model ve yanlış pratiklerle hayata geçirilmeye çalışılması nedeniyle, onlarca yıldır toplum tabanında karşılığını bulamaması ve böylelikle her yıl milyarların havaya savrulması mıdır?
Opera ve bale kapsamında icra edilen etkinlikler, Türk toplumunun zihin ve kültür dünyasında sanata, estetiğe ve müziğe dair yerleşik yapısal kodlar, kollektif hafıza birikimi ve duygusal çağrışım zemininde nasıl bir yere oturmaktadır ve insanların bu alandaki algı beklentilerine ne ölçüde hitap etmektedir?
Söz, müzik ve estetiğin; bir sahne düzeninde kontrollü, disiplinli biçimde ifade edilmesini sağlayan Opera ve bale; aklı, ölçüyü, düzeni ve biçimsel hiyerarşiyi yansıtan, “kollektif” ve “merkezi” bir sanat anlayışı olarak Avrupa’da doğmuştur. Yüzyıllar boyunca yazılı nota geleneği, kilise müziği, koro pratiği, antik Yunan trajedya ideali, halk dansları ve anlatı gelenekleriyle; ayrıca şehirli hayat, burjuvazi ve salon kültürüyle beslenerek kesintisiz bir kültürel süreklilik içinde gelişmiştir.
Opera Batı’da hiçbir zaman tam anlamıyla bir kitle sanatı olmasa da; radyo, televizyon ve sinemanın henüz yaygınlaşmadığı 19’uncu yüzyıl ve 20’inci yüzyılın ilk çeyreğinde, kentli orta sınıf ve burjuvazi için yaygın bir toplumsal karşılık bulmuş ve ana akım kültürel etkinliklerden biri konumuna........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Grant Arthur Gochin
Tarik Cyril Amar
Rachel Marsden