Her atılan taşla kuş vurulmaz
Memlekette açılımlar, süreçler bitmiyor. Kim oynuyor, kim oyalanıyor, ne kazanılıyor veya kaybediliyor.. düşünmeden bu karanlık dehlize tekrar tekrar sokuluyoruz.
2019-2015 arasında altı yıl süren birinci açılımı doğru dürüst anladığımız ve sorguladığımız kanaatinde değilim. Habur rezaleti, Öcalan’ın mektubunun okunması ve sonrasında yaşadığımız hendek operasyonları gibi dönemeçler yer yer hatırlanır. Olanı biteni her yönüyle anlamayı bırakın, detaylarını hatırlayan pek az çıkar.
O zamanın haberlerini kabaca tarayın, şimdiki parlak gelecek sözlerine ne kadar benzediğini göreceksiniz. Hatta süreci başlatanlar daha cesur, hatta pervasızdı. Uçuyorlardı. PKK silah bırakacak, Türkiye’den çekilecekti. Gördük ki dağdan inmişler, şehirlere yerleşmişlerdi. Yollara yeni asfaltlar dökülmüş, altına uzaktan kumandalı bombalar yerleştirilmişti. Bir bir patlatıldığını gördük.
BAYRAK İNDİRİLİRKEN SEYREDERSENİZ…
Güvenlik güçlerinin hangi durumlarda nasıl davranacakları kanun ve yönetmeliklerle bellidir. İhlallere karşı hemen gerekeni yaparlar. O dönemde kurallar askıya alındı ve valilerin yetkisine bırakıldı.
Askerlerin 287 defa ihlal bildirdikleri ve valilerin “Dokunmayın!” dediği kayıtlara geçti. Terörcülerin biti kanlandı. O kadar gemi azıya aldılar ki bir kişi Diyarbakır’da bir kışlaya girerek bayrağı indirdi. Olacak iş değildi, oldu. Manzara gözümün önündedir. Askerler ağlaya ağlaya kahrettiler. “Kıbrıs’ta ara bölgedeki bayrağımızı indirmeye kalkanı Kondakçı Paşa’nın emriyle bir kurşunla indiren askerin yaptığını niye yapmadım?” diyerek bunalıma girenler oldu.
Birinci açılım süreci, toplumun psikolojisini terörden beter yordu ve........
