Zihnimizle kendi dünyamızı yaratırız
Zaman zaman, hayatın tekdüzeleştiğini düşündüğüm anlar olur. Bugünün bir önceki günden pek de farklı olmadığını hisseder, sanki geçmişte yaşadığım günlerin tekrarlarının içinde kaybolduğumu düşünürüm. Benzer başlayan sabahlar ve yine benzer biten akşamlardan mütevellit kopya günler. Hatta, hiç bitmeyen geceler ve yeniden başlamayan sabahlar gibi daha çok…
İnsan hangi yaşına gelirse gelsin, her ne ile uğraşıyor olursa olsun, zamanla yaşamı, televizyon ekranından izlenen bir dizi filmmiş gibi hissetmeye ve algılamaya başlıyor. İlk zamanlarında bolca heyecan içeren pek çok başlangıç, zamanla yerini daha azına bırakıyor. Tabii, her zaman sadece heyecan değil, bazen korku da içeriyor kimi başlangıçlar. Aslında, belki de korkudan kaynaklanıyor pek çoğumuzun heyecanı, henüz bilmediği bir kapıdan içeri girmezden evvel hissettiği.
Yaşam galiba böyle bir şey: Belli aralıklarla; yeni bir yaşın, yeni bir işin, yeni bir ilişkinin veya yeni herhangi bir şeyin getirdiği, kimi zaman tatlı kimi zaman da daha çok korku barındıran duygu yoğunluklarının yaşandığı ve yeniden alışılagelmiş yaşamlarımıza ve gündelik akışlarımıza döndüğümüz. Kulağa kötü bir şeyden bahsediyormuşum gibi gelebilir ama gerçekte öyle değil. Bir insanın, hayatının her anını; yeni bir başlangıç yaparak, sürekli yeni bir şeye heyecanlanarak geçirmesi ve sık sık yükselen kan basıncı ile sağlıklı kalabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, her birimizin hayatının; belirli bir düzende, bazısı tekrarlanan döngülerle, iniş ve çıkışlarla yaşanması oldukça normaldir.
Biz heyecanı yükseltmeyi, yaşamımızdaki alışılagelmişliği kırmayı dış dünyanın etkisine bırakmış olsak da bunun çok da doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum. Zira, bu bizi, yaşamlarımız ile yaşamlarımızda; olmuş, olan ve olacak olanlar konusunda edilgen bir konumda bırakır. Yani bu, “Her ne olacaksa bizim dışımızda olanların etkisiyle gerçekleşecektir” diye düşünmektir bir tür. Hal böyle olunca da bize ait küçük; karar, seçim ve eylemlerle bile hayatımıza katabileceğimiz renkleri, sırf etken değil de edilgen olmayı seçtiğimiz için göremez hale geliriz.
Her zaman geçtiğim ya da yürüdüğüm bir yolda, sürekli gördüğüm şeylere; daha dikkatli, farklı bir noktadan ve gerçekten görmek niyetiyle baktığımda yaşadığım farkındalıkla kendimi, yaşam nehrinin içinde sürüklenen bir dal parçası gibi hissederim. Halbuki yol aynı yol, baktığım yer de aynı yer olmasına rağmen bu defaki ben, farklı bir bilinçle bakıyor olurum. Sadece bakmıyorum, bu kez aynı zamanda da görüyorum.........© İz Gazete
