İhmal… İhmal De Nereye Kadar? (II)
Artık millet olarak felaketleri bekleyip sonra ağlamak istemiyoruz. Enkaz başında sorumlu aramak istemiyoruz. Gemi battıktan sonra geminin sağlamlığını araştırmak istemiyoruz, maden çöktükten sonra güvenlik önlemlerini konuşmak istemiyoruz. “Keşke…” demek istemiyoruz. Çünkü keşke demek ölüleri geri getirmiyor, acıları dindirmiyor.
Bir kez yapılan ihmal, hatadır; ama tekrarlanan ihmal sorumsuzluktur Uyarıldığı hâlde sürdürülen ihmal, kabul edilemez bir yönetim zaafıdır. Aynı ihmal tekrar tekrar yaşanıyorsa… Artık buna sadece “kaza” demek yetmez, sistemi sorgulamak gerekir. Kurumları sorgulamak gerekir. En önemlisi de vicdanları sorgulamak gerekir. Unutulmasın ki bugün ihmal sonucu başkasının başına gelen bir felaket yarın bizim kapımızı çalabilir. Yarın enkaz altında kalan bizim çocuğumuz olabilir. Bugün, yanarken boş gözlerle seyrettiğimiz ev yarın bizim evimiz olabilir. Bugün iş kazasında kaybedilen can, yarın bizim evladımız olabilir. O hâlde İhmalin mağduru olmadan önce, ihmale karşı ses yükseltmeliyiz. Yeter demeliyiz! Acıyı, yaşayanla birlikte yaşamaz ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayamazsak sağlıklı bir toplum olamayız. Şu olaylar dizisine bir bakın! Sonra da başınızı ellerinizin arasına alıp bir düşünün…
Tarih: 13 Mayıs 2014 yer: Manisa'nın Soma ilçesi… Bir maden ocağı ve 301 madenci… 301 insan! 301 baba… 301 evlat… 301 eş… 301 kardeş… 301 ayrı........
