“Ne günlere kaldık ey Gâzi Hünkâr…”
Çamurun sel olup aktığı, cürufun bayraklaştırıldığı, çirkefin “hikmet”, pisliğin “strateji”, kirin “dava” diye pazarlandığı zamanlardan geçiyoruz. Öylesine kirli bir sel ki bu; sadece şehirlerin kültür kokan sokaklarını değil, vicdanları da sürüklüyor. İçinde ne ararsan var: Kin, yalan, iftira, haset, gıybet, döneklik… Zulüm desen alası... Trol, gizli tanık ganime; ama açık yüreklilik, mertlik, yiğitlik, insanlık yok! Korku, dağları tutmuş. Korku artık bir duygu değil, bir yönetim biçimi. Talimatla konuşan dillerin, biatla yürüyen akılların sigortası.
Peki, amaç ne?
Amaç; kurulan iğrenç bir düzeni “İslam adına” sürdürmek. İslam nerede? Yok! Adalet olmadığı yerde İslam olur mu? Emanet, ehliyet, maslahat yerle bir; meşveret mezarda. Ama dillerde “beka”, her sözün hitamında “dava”… Beka ile ne kastettiklerini anladık da davaları ne? Söyler misiniz Allah aşkına!
Bir yanda hırsızlık, yağma; öte yanda arsızlık, yüzsüzlük ve ahlaksızlığın daniskası… Bir yanda suç; öte yanda o suçu örtme telaşı… Gerçekleri perdeleme, gizleme, makyajlama gayreti… Diz boyu riya. İkiyüzlülük artık utanılacak bir hâl değil, terfi sebebi!
Ne var bugün gündemde? Ne yok ki… Tükürdüğünü tekrar tekrar yalayanların çıkardıkları ses mi dersin, dün dediğini bugün inkâr edip “ben öyle demedim” diyenlerin kemik yalayıcılığı mı? Bir de........
