menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toprak Ana ve İnsan Evladı

26 0
07.08.2026

Babam, tarlaya hiçbir zaman sadece “ekilecek yer” gibi bakmazdı. Toprağa bastığında yürüyüşü bile değişirdi; daha yavaş, daha dikkatli… Bir gün ayakkabımı çıkarıp çamura basmamı istedi. “Hisset,” dedi. “Toprak kuruysa ayrı, nemliyse ayrı konuşur.” Eğildim, avucuma aldım, kokladım. “Toprak kokar mı?” diye sordum. Gülümsedi: “Kokar oğul… Hem de her yer gibi değil. Yağmurdan sonra başka, yazın başka… Toprak canlıdır.”

Köyde bazıları toprağı sadece verimle ölçerdi: Kaç çuval çıktı, ne kadar kazandırdı… Babam ise başka türlü konuşurdu: “Toprak sana ne verdiyse, önce sen ona ne verdin diye bak.” Çünkü bilirdi ki toprak, sadece alınacak bir yer değil; korunacak bir emanettir. Fazla sürülen, bilinçsiz gübrelenen, dinlenmeden kullanılan toprak bir süre sonra susar. Verir gibi görünür ama içten içe tükenir. O yüzden her işin başına şunu koyardı: denge.

Organik gübreyi ölçüsünde kullanır, suyu zamanında verir, gerekirse ekmez… “Her şeyin fazlası zarar,” derdi. Bu sadece bir çiftçi bilgisi değildi; bir hayat ölçüsüydü. Çünkü doğa, israfı affetmez. Ne kadar alırsan al, karşılığını sormadan bırakmaz.

Yıllar sonra sınıfta, aynı dengeyi aradığımı fark ettim. Bilgi veriyoruz, etkinlik yapıyoruz, ölçüyoruz… Ama bazen unuttuğumuz bir şey var: İnsan. Öğrenciyi sadece başarıyla ölçtüğümüzde, tıpkı toprağı sadece........

© İstiklal