Bir Soru Olarak Hayat
Herkesin kendine göre bir hayat tanımı vardır elbet. Bana göre bugüne kadar yapılmış en güzel tanımlama Âşık Veysel’in mısralardır bence. “İki kapılı bir han”.
Hayat, insanın bazen içine içine doğru bazen de dışarda yürüdüğü yoldur. Sabahın ilk ışığında göz kapaklarından kalbine dolan umut, gecenin en koyu saatinde içine çöken sessizliktir. Bir yandan var olmanın sevinci, diğer yandan faniliğin gölgesi… Aynı anda hem çiçek açan bir badem dalı hem de sararan yaprak döken bir salkım söğüt…
Hayat bir metindir aslında; okuyabilene.” Kaderin rüzgârına kapıldım!” demeyip yazabiliyorsan eğer senden iyisi yok. Unutma ki duayla, dilekle, niyetle ve müspet hareketle yazılır kader defterinin satırları. Bazı cümleler kaderin mürekkebinden düşmüşse bile sayfana bazı satırları sen devşirir ve seçersin.
Hayat heyhaaat! Bazen bir tren garıdır; vedaların yankılandığı, kavuşmaların gözyaşıyla ıslandığı. Bazen bir terzihanedir; sabırla ilmek ilmek dikilen hayallerin mekânı. Bazen bir kürsüdür; sesini bulduğun ve ses olduğun. Bazen de derin bir ayna; kendinle yüzleşmekten kaçamadığın ama korktuğun!
Hayat, insana bahşedilmiş bir nimet. Şükürle yürürsen izzet, küfürle koşarsan zillet. Hayat ki iki hece mücadeledir gündür gece, hayat; çözülecek bilmece. Bir büyük muamma. Cevabı hazır değildir amma.
Her yüreğin kendi cevabını kimi düşe kalka kimi koşarak, bazen çok severek, bazen vazgeçerek bulduğu bir hayal perdesi. İnsanın bir yanıyla çocuksu bir merakla, bir yanıyla olgun bir kabullenişle sahne aldığı oyun.
Kendini arama cesareti,
Kendini bulma mücadelesi,
Ve bulduğun kendin ile........
