'Aferizm fesadı' 100 yaşında
Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en iyi eleştirmenlerinden, asıl mesleği iktisatçılık olduğu halde işini gücünü bırakıp roman okumaya karar vermiş, o romanları didik didik ederek nesnel bir eleştiriye tabi tutmuş, yazdığı eleştiri metinlerine deneme niteliğini kazandırmış, başta “100 Soruda Türkiye’de Roman ve Toplumsal Değişme” ile “Yüz Yılın 100 Türk Romanı” gibi kendi alanında oldukça özgün birçok kitaba imza atmış olan Fethi Naci; Kemal Tahir’in romanları arasında en çok “Esir Şehrin İnsanları”nı sevdiğini söyler. “Daha doğrusu bu romanın birinci baskısını.” Zira on beş sene sonra yapılan ikinci baskısında Kemal Tahir, romanında birçok değişiklik yapmış. Yazarın yaptığı değişiklileri Fethi Naci, yazdığı uzun bir yazıda en ince ayrıntısına kadar gösteriyor bize.
“Esir Şehrin İnsanları”nı okuyup bitirdikten sonra, ünlü bir Fransız yazarın şu sözünü alıntılıyor Naci:“Bir kitabı okuyup bitirince sizde ruhça bir yükselme olmuşsa, hiç çekinmeyin, o kitabın büyük bir eser olduğunu söyleyebilirsiniz.”
Belli ki bu roman Naci’nin ruhuna bir hayli irtifa kazandırmış!
Kemal Tahir’in uzun yıllara yaydığı “Esir Şehir Üçlemesi”nin son kitabı olan “Yol Ayrımı”ndan ise hiç haz etmiyor Naci. Ona göre Kemal Tahir bu romanında “Serbest Fırka” deneyimini “nesnel bir tutumla” romanlaştırmamış, tam tersine “’öznel’ demek doğru değil, ‘keyfince’ bir tutumla” işlemiş. Bu yüzden bu roman “toplumsal hesaplaşma görünümünde kişisel bir hesaplaşma”dır ona göre. Peki kiminle hesaplaşma? Fethi Naci bu soruya cevap vermiyor ama romanı okuyan bizler bunun “Kemalizm” olduğunu hemen anlıyoruz.
Fethi Naci, yaşadığı sürece kendine “sosyalistim” dedi. TİP’te çalıştı, bir iktisatçı ve akıllı bir adam olarak birçok Türk sosyalistinden daha çok sosyalizm nazariyesine kafa yordu, bu alanda iyi kitaplar yazdı ama Kemalizm yazdıklarının içine bir biçimde mutlaka sızdı, sosyalizmi bir şekilde Kemalizm’le hemhal kılmaya çalıştı. Yazdığı “100 Soruda Atatürk’ün Temel Görüşleri” kitabında, “Eğer Mustafa Kemal Harbiye’de okurken, Fransız aydınlanmacıların kitapları yerine Marx’ı, Engels’i okuma imkanına kavuşmuş olsaydı, muhtemelen Türkiye’de sosyalist bir düzen kurardı” gibi oldukça iddialı bir fikir ileri sürdü. Ona göre Kemalizm, sol jargonla bir “burjuva ideolojisi”nden çok halka dönük bir nazariyeydi, yolundan saptırdılar.
Naci, Kemal Tahir’in “Yol Ayrımı” eleştirisinde çok haksız değil aslında. Evet, bu roman Kemal Tahir’in yazdığı son romandır. Romanı 1971’de Sander Yayınları’ndan çıktıktan iki sene sonra vefat etti Tahir. Kemalizm’le, “büyük yalanlarla”, “demokrasi oyunuyla”, “herkesin gözü önünde oynanan tiyatroyla”, resmi tarih teziyle “yol ayrımını” bu romanda ortaya koyarak sekte-i kalpten gitti.
Fethi Naci romanla ilgili yazdığı eleştiri yazısında, Kemal Tahir’in bu kitabı yazarken, Ahmet Ağaoğlu’nun serbest fırkaya dair “hatıratı” ve Falih Rıfkı’nın -o belirtmiyor ama muhtemelen “Çankaya” kitabından- bir hayli yararlandığını, hatta “Ağaoğlu’nun anılarından o kadar çok yararlanmış ki ‘Serbest Fırka Hatıraları’ olmasaydı ‘Yol Ayrımı’ da olmazdı diyebilirim” diyor. Ona göre Tahir, Ağaoğlu’nun “Sadece anılarının dilini biraz değiştirmiş, o kadar.”
Bir süre önce romanı okurken, o zamana kadar karşıma çıkmamış -siz belki duymuşsunuzdur- ama benin pek aşina olmadığım bir kavram, hatta bir “izm”le karşılaştım:
1980’lerin başına kadar pek sık kullanılan bu terim bize Cumhuriyetin ilk yıllarından miras kalmıştı. Kelime aslında Fransızcadan geliyordu. Frenklerin “affairism”i Türkçede “aferizm” halini almış. Kelimeyi dilimize sokanın da İsmet Paşa olduğu söylenir. Kemal Tahir Falih Rıfkı’ya atfen, “İş Bankası’nın bir nevi politikacılar bankası olarak kurulmuş olması, Cumhuriyet tarihi için pek acıklı bir aferizm salgınının başlangıcı olmuştur,” diyor ve hemen arkasından, “İlk aferizm fesadı Ankara’da iş takip etmeye gelenleri haraca kesmekle başlamıştır. Adam, ya zayıf bakanlara söz geçirenlerle ortak olacak yahut kazancından olacak,” diyor.
Cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa Kemal, İş Bankasını kurma görevini Celal Bayar’a verdi. Onca başarısı içinde en çok komitacılığıyla övünen Bayar, bankanın ilk yönetim kurulunun tümünü milletvekillerinden oluşturarak kendisi de umum müdür oldu. Kısa yoldan zenginleşmenin yoluna bakan erketeye yatmış olan bir grup uyanık hemen bankanın etrafına sinek gibi üşüşmeye başladılar. Bir süre sonra bunlara “aferistler” dendi. “Aferist” sıfatı da İş Bankası’nın Fransızca karşılığı olan “Banque d'affaires”den geliyordu. “Aferizm” sıfatı zamanla bankanın sınırlarını aştı, kısa süre zarfında başkentte nüfuzunu kullanarak menfaat sağlayan, hisse senedi satın alarak, ihale kovalayarak, iş takipçiliği yaparak kolay yoldan kazanç elde etmek isteyen, devleti değil kendi çıkarlarını gözeten kişileri tanımlamak için kullanılmaya başlandı. Kemal Tahir’in romanında anlattığı 1930’lu yıllarda iş o kadar çığırından çıktı ki İsmet İnönü, “Devleti aferistlere yedirmeyeceğim” demek zorunda kaldı.
Peki önünü alabildi mi?
Şevket Süreyya Aydemir, “İkinci........
