Piyasaların önünde üç kritik sınav
Küresel finansal piyasalar geçen haftayı üç önemli endişenin gölgesinde tamamladı. Petrol fiyatlarındaki sıçrama enflasyon korkusunu yeniden alevlendirirken, yapay zekâ şirketlerinin devasa yatırımlarını nasıl finanse edeceği ve bu yatırımların ne zaman yeterli getiri sağlayacağı sorgulanmaya başladı. Bütün bunların ortasında ise gözler ve kulaklar ABD Merkez Bankası’na (Fed) çevrildi.
Haftanın en dikkat çekici gelişmesi, klasik bir güvenli limana kaçış tablosunun ortaya çıkmamasıydı. Jeopolitik riskler artarken altın güçlenemedi, dolar belirgin bir yön kazanamadı. ABD tahvillerine talep artışı ise hisse senetlerindeki satışların ekonomik büyümeye ilişkin endişeleri de yansıttığını gösterdi.
Piyasalar artık yalnızca paranın maliyetini değil, paranın hangi yatırımlara yöneldiğini ve bu yatırımların ne kadar kazandıracağını da sorguluyor. Petrolün yükselişi, faizin yüksek kalma ihtimali ve yapay zekâ yatırımlarının finansmanı aynı anda gündemde. Bu üçlü, önümüzdeki haftanın fiyatlamalarını belirleyecek.
Petrol ateşi yeniden yükseldi
Haftanın son iki gününde piyasalardaki dengeleri bozan gelişme, Orta Doğu'daki gerilimin enerji arzını daha fazla tehdit etmeye başlamasıydı. Husilerin Suudi Arabistan'daki enerji hedeflerine yönelik saldırıları ve deniz taşımacılığına ilişkin riskler, petrol fiyatlarında sert yükselişi beraberinde getirdi.
Brent petrol 23 Ekim Cuma günü yüzde 3,1 yükselerek varil başına 116,72 dolara çıktı. Böylece haftalık artış yüzde 6,2'ye ulaştı. ABD tipi ham petrol de 103 doların üzerine yerleşti. Brent'in bu seviyelere yükselmesi, piyasalarda yalnızca mevcut arz kaybının değil, daha büyük bir kesinti ihtimalinin de fiyatlandığını gösteriyor.
Hürmüz Boğazı ve çevresindeki güvenlik riskleri, enerji piyasaları açısından kritik önem taşıyor. Petrol sevkiyatının aksaması, tankerlerin hasar görmesi ve sigorta maliyetlerinin artması, üretim kaybının ötesinde bir maliyet yaratabilir. Üstelik enerji fiyatlarındaki yükselişin enflasyona geçişi yalnızca akaryakıtla sınırlı kalmaz; ulaştırmadan sanayiye kadar geniş bir alana yayılır.
Piyasalardaki temel soru bu nedenle petrolün bugün kaç dolar olduğu değil, hangi seviyede ne kadar süre kalacağıdır. Fiyatların geçici bir jeopolitik risk primiyle yükselmesi ile kalıcı bir arz şokunun ortaya çıkması arasında büyük fark var.
İlk senaryoda tansiyonun düşmesi petrol fiyatlarını hızla geriletebilir. İkinci senaryoda ise enerji maliyetleri enflasyonu yeniden yukarı iterken merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemesi, hatta yeni faiz artışlarını gündeme alması gerekebilir.
Fed'in önünde zor bir denklem var
ABD ekonomisinden gelen veriler, Fed'in kararını kolaylaştırmıyor. Öncü bileşik PMI ekimde 58,4'ten 57,6'ya gerilemesine rağmen ekonomik faaliyetin güçlü seyrettiğine işaret ediyor. Buna karşılık üretici fiyatları üzerindeki baskının artması, Michigan tüketici güven endeksinin 48 seviyesinde kalması ve bir yıllık enflasyon beklentisinin yüzde 4,7'ye yükselmesi farklı bir tablo ortaya koyuyor.
Bir tarafta üretim ve hizmet faaliyetleri dirençli, diğer tarafta hanehalkının ekonomiye güveni zayıf ve enflasyon endişesi yüksek. Petrol fiyatlarının yeniden yükselmesi bu çelişkiyi daha da derinleştiriyor.
Fed, 27-28 Ekim toplantısına yüzde 3,75-4,00 politika faizi aralığıyla giriyor. Piyasalarda temel beklenti faizin sabit tutulması yönünde. Ancak asıl önemli olan, Fed Başkanı Kevin Warsh'ın toplantı sonrasında vereceği mesajlar.
Çünkü faizleri sabit tutmak, yeni bir faiz artışının gündemden çıktığı anlamına gelmiyor. Enerji fiyatlarının yüksek kalması ve enflasyonun yeniden hızlanması durumunda Fed'in aralık ayında daha sert bir tutum alması gerekebilir.
Warsh'ın önündeki denklem oldukça zor. Enflasyonla mücadele için faizi yüksek tutmak ekonomik büyümeyi, şirketlerin finansmanını ve istihdamı baskılayabilir. Buna karşılık petrol kaynaklı enflasyon karşısında erken gevşemek, fiyat........
