Haksızlık karşısında susmak mı, hakikatin peşinden gitmek mi?
Haksızlık Karşısında Sessizlik Adaleti Güçlendirmez; “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”
Bu söz yalnızca bir öğüt değil, aynı zamanda toplumların vicdanını ölçen bir pusuladır. Günümüzde nereye bakarsak bakalım insanların benzer sorunlardan yakındığını görüyoruz. Emeklerinin karşılığını alamadıklarını söyleyenler, mobbinge maruz kaldığını dile getirenler, liyakatsizlikten şikâyet edenler ve Avrupa kadar çalışıp Afrika kadar maaş aldığını düşünen milyonlarca insan bulunuyor.
Ancak iş haksızlığa karşı ses çıkarmaya geldiğinde tablo değişiyor.
Çoğu zaman haksızlığı yapan değil, haksızlığa karşı duran kişi eleştiriliyor. İnsanlar haklı olduğunu bildikleri kişilere destek vermek yerine sessiz kalmayı tercih ediyor. Adeta toplumun bazı kesimlerinde şu anlayış hâkim olmuş durumda:
“Sen haklısın ama gücü elinde tutan o.”
Oysa tarih bize bunun tam tersini söylüyor.
Tarihe Yön Verenler Sessiz Kalanlar Değil, Mücadele Edenlerdir
Tarih boyunca korkularının arkasına saklananlar değil, bedel ödemeyi göze alanlar iz bıraktı.
Bir dönem dışlanan, yalnız bırakılan ve hatta yok sayılan insanlar; yıllar sonra cesaretleriyle hatırlandı. Sessiz kalmayı tercih edenler ise çoğu zaman tarihin satır aralarında kayboldu.
İnsanlık tarihi, mevcut düzene boyun eğenlerin değil; yanlış gördüğüne itiraz edenlerin hikâyesidir.
Bazen insan yalnız kalabilir. Dışlanabilir. Hatta bunun bedelini de ödeyebilir. Ancak haklı olduğuna inandığı bir davanın arkasında durmak, sessiz bir kalabalığın parçası olmaktan çok daha değerlidir.
Çünkü insanın sahip olduğu en büyük güç, makamı veya maddi imkânları değil; duruşudur.
Teknoloji Gelişiyor, Peki Gazetecilik Nereye Gidiyor?
Teknolojinin........
