menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hep meşgul ama hep eksik; “Biz neyi kaçırıyoruz?”

10 0
monday

Bebek kimliği önce çocukluğa, sonra ergenliğe dönecekti. Yetişkinliğe varabilmek içinde çatışmalar yaşayacak, o olgunluğa erişebilmenin sancısını çekecektik. Varacağımız son noktaya kadar aldığımız kararların sonuçlarını yaşayacak, o sonuçların getirisine göre şekillendirecektik hayatımızı. Yaşayacağımız onlarca anın toplamı olacaktık bilmeden. Biz olma yolunda kat ettiğimiz mesafe hiçbir zaman azalmayacak, tam aksine vereceğimiz son nefese kadar devam edecekti. Peki, bizler nasıl yaşıyorduk, gerçekten yaşıyor muyduk?

Hayatın koşuşturmasında her şeye yetebilme arzusuyla doluyorduk. Öyle bir arzuyla doluyorduk ki bu durum bizleri parçalanmış bir bardağın tekrar yapıştırılan haline benzetiyordu. Her parça bir kimliği taşıyordu. Bir parça işinde başarılı bir çalışan ya da yöneticilik ruhuyla beslenen güçlü bir patron olma çabası, bir parça toplumsal normların getirdiği sosyal kimlik, bir parça anne baba olma yolunda gösterilen mesuliyet. Carl Yung’ a göre bunlar da bizlerin personasıdır. Personalar olmalıdır, çünkü toplumsal düzeyde onlara ihtiyacımız vardır. Ama bizler zaman zaman taktığımız maskeleri çıkarmaktan çok, o maskelerin altında sakladığımız yüzü korumayı seviyoruz. Sorun o maskeyi takmak değil, taktığımız maskeleri çıkaramamakta başlıyor. Kendimizi anlama ve sevme yolculuğumuz, özümüzü gölgelemediği ölçüde taktığımız maskelerin varlığıyla ortaya çıkar. Her maske özünde hayatın gerekliliğini temsil eder ancak bizler gün içinde birçok şeye yetebilme durumuyla karşı karşıya kalabildiğimizden dolayı maskeleri çıkaramıyoruz ya da çıkarttığımız maskeleri takmak ağır geliyor bir yerden sonra. Birden fazla sorumluluğumuz olduğu için yetebilme konusunda zorlanıyoruz böylelikle. Bu durumu yaşamak da bizlere kendimizi eksik hissettiriyor. Hep meşgul ama hep eksik durumda olan bizler neyi kaçırıyorduk acaba?

Hep geleceğe odaklı robotlar gibi oynuyorduk rollerimizi.Bir an bile durup düşünmeden, hissedemeden. Bununla birlikte yok sayıyorduk kendimizi. İçten bir........

© Haberton