Kazandığın Dava, Kaybettiğin Vicdan Olmasın
Rabbimiz tarafından yaratılan varlıklar arasında en üstün olan insandır. Onu diğer varlıklardan üstün kılan ise sahip olduğu manevî hasletlerdir. Bu hasletler; akıl, vicdan, gönül, tefekkür ve tercih gibi soyut kabiliyetlerdir. Tek yaratıcı ve mülkün sahibi olan Rabbimiz, diğer varlıklarda bulunmayan bu özelliklerle donattığı insana bazı sorumluluklar ve vazifeler yüklemiş ve Ona şöyle hitap etmiştir:
“Hayat sadece bu dünyadan ibaret değildir. Bu dünya bir imtihan yeridir. Gerçek ve sonsuz hayat ahirettedir. Bu sebeple bu dünyadaki inançlarına, düşüncelerine, söz, eylem ve davranışlarına dikkat et ki; kıyamette ebedî saadet yurdu olan cennete gidesin. Aksi hâlde ebedî mekânın büyük azap yurdu olan cehennem olabilir.”
Bu girişi şunun için yaptım: Bizler bu dünyada tek başımıza yaşamıyoruz. Başta ailemiz olmak üzere, yakınlarımızla; iş ve ticaret ilişkisi içinde olduğumuz insanlarla, yani cemiyetle birlikte yaşıyoruz. Hepimizin tâbi olduğu bir devlet ve bu devletin koyduğu kanunlar ve kurallar vardır. Devletin gücü, onu oluşturan milletin adalete olan güvenle orantılıdır. Bu sebeple, halk adına kanun çıkaranlar ile bu kanunları uygulayanların çok dikkatli olması gerekir. Çünkü temel bozuk olursa bina sarsılır. “Adalet mülkün temelidir” (devletin temeli adalettir.)
Kanunları koyanlar, fıtrata, ilme ve kültüre uygun kanunlar çıkarmalılar. Aksi durumda hem toplum düzeninin bozulmasına sebep olurlar hem de bu kanunlar sebebiyle maddî ve manevî zarara uğrayanların vebali ahirette........
