menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye Nereye Sürükleniyor?

45 6
14.02.2026

Almanya, Adolf Hitler önderliğinde sürüklendiği savaşın ardından tarihin en büyük yıkımlarından birini yaşadı. Şehirler yerle bir olmuş, sanayi çökmüş, üretim durmuştu. Para değersizleşmiş, enflasyon kontrolden çıkmıştı. “Odun yerine Alman Markı yakılsın” sözü, dönemin ekonomik çöküşünü anlatan sembolik bir ifadeye dönüşmüştü.

Almanya yeni bir para düzenine geçti ve dünyaya güçlü bir mesaj verdi: Bu para yalnızca kâğıt değil, bir üretim iradesinin ve devlet ciddiyetinin teminatıdır. Para basıldı ama tüketim için değil, üretimi ayağa kaldırmak için kullanıldı. Disiplin, planlama ve uzun vadeli kalkınma hedefi esas alındı. Bir millet çalıştı, bir ekonomi ayağa kalktı, güven yeniden inşa edildi.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: O süreçte kullanılan araçlar, siyasi ömrü uzatmak için değil, ülkeyi ayağa kaldırmak için seferber edildi. Devletin yeniden inşası, parti çıkarının önünde tutuldu.

Şimdi Türkiye’ye dönelim.

Son yıllarda uygulanan ekonomi politikaları; düşük faiz ısrarı, kredi genişlemesi, kamu harcamalarının artışı ve para arzının büyümesi üzerine kuruldu. Enflasyon tarihi seviyelere çıktı. Türk Lirası değer kaybetti. Sabit gelirli kesimler ağırlaştı. Orta sınıf zayıfladı. Gençler geleceklerini yurt dışında aramaya başladı.

Buna rağmen siyasi iktidar ayakta kaldı.

İşte asıl kırılma burada.

Türkiye’deki politikacılar, Almanya’nın yeniden doğuşunu mümkün kılan araçları ve yöntemleri; ülkenin kalkınması için değil, kendi iktidarlarının uzun ömürlü ve sürdürülebilir olması için kullandılar. Para politikası, kredi genişlemesi ve kamu kaynakları; üretim odaklı bir sıçrama için değil, siyasi dengeyi korumak için devreye sokuldu. İşte bu büyük yanlış, Türkiye’yi enflasyon uçurumuna ve derin ekonomik krize sürükleyen temel tercihlerden biri oldu.

Kendi kaderlerini, Türkiye’nin kaderiyle örtüştürdüler. Üstelik bu örtüşme olumlu bir gelecek vizyonu üzerinden değil; olumsuz sonuçların topluma yayılması pahasına siyasi varlığın korunması üzerinden gerçekleşti. Bu, bir ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.

Enflasyon bir sonuçtur. Asıl mesele tercih meselesidir. Ekonomik maliyetlerin topluma yayılması pahasına siyasi istikrarın korunmaya çalışılması, kısa vadeli bir kazanım gibi görünse de uzun vadede ülkenin temellerini aşındırır. Para basmak bir araçtır; mesele o aracın hangi amaçla kullanıldığıdır.

Ekonomi sadece büyüme oranı değildir; güven meselesidir. Para sadece kâğıt değildir; itibardır. İtibar ise kurumsal bağımsızlıkla, hukuk devleti ilkeleriyle ve öngörülebilirlikle inşa edilir. Eğer iktidarda kalma refleksi, hukuk ilkelerinin önüne geçerse; eğer kurumlar siyasi ihtiyaçlara göre şekillendirilmeye başlanırsa; eğer denge ve denetim mekanizmaları zayıflarsa, ekonomik kriz yalnızca mali bir kriz olmaktan çıkar, yapısal bir krize dönüşür.

Bugün yaşanan yüksek enflasyon yalnızca fiyat artışı değildir. Toplumsal çözülmedir. Güven kaybıdır. Gelecek endişesidir. Genişlemeci ve günü kurtarmaya dönük politikaların faturası zamana yayılır. İlk etapta siyasi denge korunabilir; ancak ekonomik zemin aşındığında siyasi zemin de kaçınılmaz olarak sarsılır.

Bir ülke üretimden koparsa, parasına güveni kaybederse, gençlerini kaybederse; hiçbir siyasi yapı sonsuza kadar ayakta kalamaz. Güç sarhoşluğu gerçeği bir süre perdeleyebilir ama ekonomik gerçekler ertelenebilir, iptal edilemez.

Türkiye bu modeli ne kadar daha taşıyabilir?

Ve bu model çöktüğünde bedelini kim ödeyecek?

Siyaset mi, yoksa millet mi?

Tarih cevabı geciktirebilir. Ama silmez.


© Habererk