Devletin En Büyük Sınavı: Mafya Değil, Yolsuzlukla Hesaplaşma Cesareti
Devlet dediğimiz yapı, sadece sınırları koruyan, ordusu olan, bayrağı olan bir organizasyon değildir. Devlet, aynı zamanda adalet dağıtan bir vicdandır. Bu vicdan zedelendiğinde, en güçlü ordular bile o devleti ayakta tutmaya yetmez. Çünkü devletleri ayakta tutan korku değil, güvendir.
Bugün dünyada organize suçla mücadele eden birçok devlet vardır. Mafya operasyonları yapılır, suç örgütleri çökertilir, sokaklar temizlenir. Bunlar elbette önemlidir. Ancak modern devletlerin gerçek sınavı, sokaktaki suç örgütleriyle değil; devletin kendi içindeki yolsuzluk iddialarıyla yüzleşme cesaretiyle ölçülür.
Çünkü mafya, çoğu zaman sistemin dışındaki bir sonuçtur. Yolsuzluk ise sistemin içine yerleştiğinde, devletin ruhunu kemiren bir hastalığa dönüşür.
Bu gerçeğin en çarpıcı örneklerinden biri bugün Meksika’da yaşanmaktadır. Devlet, yıllardır uyuşturucu kartellerine karşı ağır operasyonlar yürütmektedir. Kartel liderleri yakalanmakta, silahlı çatışmalar yaşanmakta, binlerce güvenlik operasyonu yapılmaktadır. Ancak tüm bu askeri ve polisiye mücadeleye rağmen kartellerin gücü tamamen kırılabilmiş değildir.
Bunun temel nedeni sadece kartellerin silahlı gücü değildir.
Asıl sorun, yıllar boyunca kartellerin devletin bazı unsurlarını yolsuzluk yoluyla etkileyebilmiş olmasıdır. Polis, bürokrasi ve siyaset içinde oluşan yolsuzluk ağları, karteller için en verimli koruma kalkanına dönüşmüştür. Çünkü yolsuzluk, suçu sadece korumaz; onu besler, büyütür ve sistemin bir parçası haline getirir.
Yolsuzluk, suçun en verimli toprağıdır.
Yolsuzluğu kesmeden suçla mücadele etmek, bataklığı kurutmadan sivrisinek avlamaya benzer.
Bu nedenle modern devletlerin gerçek mücadelesi, sadece suç örgütlerine karşı değil; o suç örgütlerini besleyen yolsuzluk düzenine karşı verilmelidir.
Dünya bunun sayısız örneğini yaşamıştır.
1992 yılında İtalya’da başlatılan “Temiz Eller” operasyonu, tarihe sadece bir yolsuzluk soruşturması olarak değil, bir devletin kendi içindeki çürümeye karşı verdiği onur mücadelesi olarak geçti. Binlerce siyasetçi, bürokrat ve iş insanı hakkında işlem yapıldı. Bakanlar, milletvekilleri ve eski başbakanlar yargılandı. Yarım asırlık siyasi düzen çöktü. İtalya devleti zayıflamadı. Aksine, bu yüzleşmeden sonra daha güçlü hale geldi.
ABD’de Watergate skandalı ortaya çıktığında, dünyanın en güçlü devletinin başkanı istifa etmek zorunda kaldı. Çünkü hukuk, makamdan büyüktü. Devlet, kendi itibarını korumak için kendi başkanını bile hukukun üstünde tutmadı.
Güney Kore’de eski devlet başkanları yolsuzluk suçlamasıyla yargılandı ve mahkûm edildi. Brezilya’da devletin zirvesine kadar uzanan yolsuzluk ağları ortaya çıkarıldı. Bu ülkeler dağılmadı. Aksine, hukuk mekanizması çalıştıkça devletin meşruiyeti güçlendi.
Çünkü gerçek güç, hatasız olmak değildir. Gerçek güç, hata karşısında adaletle hareket edebilmektir.
Türkiye, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip köklü bir devlettir. Bu devlet, nice badireler atlatmış, nice ihanetleri görmüş, nice krizlerden güçlenerek çıkmıştır. Ancak modern çağın en büyük sınavlarından biri, şeffaflık ve hesap verebilirlik meselesidir.
Bugün kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen yolsuzluk iddiaları, operasyonlar ve soruşturmalar toplum tarafından dikkatle izlenmektedir. Elbette suçla mücadele edilmelidir. Elbette hukuk işletilmelidir. Ancak bu mücadelenin inandırıcılığı, sadece belirli alanlarla sınırlı kaldığında değil, istisnasız herkesi kapsadığında güç kazanır.
Sokaktaki suç örgütlerine yapılan operasyonlar önemlidir. Yasa dışı yapılara karşı verilen mücadele gereklidir. Ancak devletin gerçek itibarı, sadece zayıf olanlara karşı değil, güçlü olanlara karşı da aynı hukuku uygulayabildiğinde yükselir.
Çünkü adalet, seçildiğinde değil; istisnasız uygulandığında adalettir.
Devletin itibarı, hataların hiç olmamasıyla değil; hatalar karşısında gösterdiği tavırla ölçülür.
Milletin devlete olan güveni, operasyonların sayısıyla değil; adaletin tarafsızlığına olan inancıyla güçlenir.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek vardır:
Devletleri yıkan, düşman orduları değildir.
Devletleri yıkan, içeride cezasız kalan yolsuzluklardır.
Çünkü yolsuzluk, sadece para çalmak değildir. Yolsuzluk, devletin ruhunu çalmaktır.
Devletleri ayakta tutan ise, kendi içindeki yanlışlarla yüzleşme cesaretidir.
Ve o cesaret, bir devletin sahip olabileceği en büyük güçtür.
