DİL BİRLİĞİ OLMAYINCA…
Fransız Devrimine kadar Fransa’da birçok dil konuşuluyordu. 17. Yüzyılda Fransız Akademisi kuruldu. Fransızca’nın yaygınlaşmasına öncülük etti. Ancak Oksitanca,
Flamanca, Bretonca, Baskça gibi diller 19. Yüzyıl sonlarına kadar Fransızcanın yanında yaşamaya devam etti. Sanayileşme ve yazılı iletişimin yaygınlaşması ile Fransa dil birliğini sağladı.
İtalyanca’nında aynı yayılma sürecini yaşadığını söylemek mümkün.
Başlarda çok sınırlı bir topluluğun konuştuğu İtalyanca zamanla İtalya’nın tek dili oldu. Dil ile uluslaşma, bütünleşme arasında yakın bir ilişki var. Dil, ulusun kurucu unsurudur. Uluslaşma dil ile başlar, onun için Ziya Gökalp,“ başka bir dil var diyenin, başka bir emeli vardır”der.
Bu emel, dil üzerinden başka bir ulus inşa etmenin yolunu açmaktır.
Yahya Kemal, dil ile vatan arasında ilişki kurar, Türkçenin çekildiği yerlerin vatan olmaktan çıkacağını söyler. Etnik ayrılıkçılar bu nedenle bütün taleplerini -dil- üzerinde yoğunlaştırırlar.
O kapıyı açarlarsa milletleşme/ devletleşme yolunda en büyük adımı atmış olacaklarını bilirler.
Ana dilde eğitim tartışmalarının arkasında bu gerçek vardır. Demokrasi ve insan hakları diyerek, parçalanmayı göze almayan hiç bir devletin evet diyemeyeceği bu imkanı elde etmeye çalışırlar. Bazıları bunu doğrudan etnik kimliği ile diğer bazıları ise demokrasi maskesi, barış veya kardeşlik narkozu ile yapar.
Alman Filozof Herder, “ dil parçalanmasının ülkenin parçalanması olduğunu” söyler. Osmanlı’nın parçalanma sebeplerinden biri olarak dil birliğinin sağlanmamış olmasını gösterir.
Son yarım asırda dili parçalanmış toplumlar bu düşünceyi doğrulamış, dil ile........
