İç cepheye küresel pusu: 12 Eylül
Türkiye’de askerî müdahaleleri birbirine eklemlenmeyen münferit hevesler, emir-komuta zincirinin asayiş refleksleri yahut basit zabitan krizleri olarak okumak; yakın tarihin hem aklını hem de vicdanını inkâr etmektir. Modernleşme ve demokrasi yürüyüşümüz, ne yazık ki sandığın ve millet iradesinin her on yılda bir namlu gölgesiyle kesintiye uğratıldığı kanlı parantezlerle doludur.
31 Mart Vakası’ndan Bâb-ı Âli Baskını’na, seçilmiş başbakanı sehpaya gönderen 27 Mayıs 1960’tan sivil siyaseti rehin alan 12 Mart 1971 Muhtırası’na kadar uzanan bu vesayet geleneği; emperyal hesapların ve yerli maşaların millete reva gördüğü açık bir tahribat mekanizmasıdır. Cumhuriyet’in kuruluşunun üzerinden henüz kırk yıl bile geçmemişken Milli Birlik Komitesi marifetiyle Başvekil Adnan Menderes’i idama götüren mekanizma neyse, 12 Eylül 1980 sabahı ülkenin göğsüne postalını basan akıl da tastamam aynıdır. Bu zincirin en acımasız, milleti en derinden silindir gibi ezip geçen halkası ise hiç şüphesiz üzerinden tam 46 yıl geçen 12 Eylül darbesidir.
12 Eylül birdenbire gelmedi. 1970’lerin ikinci yarısında sokaklar, üniversiteler, yurtlar ve kahvehaneler adeta bir iç harp laboratuarına dönüştürüldü. Kardeş kardeşe kırdırıldı; her gün onlarca vatan evladı sokak ortasında katledilirken devleti yönetme sorumluluğunda olanlar ve kışlada pusuya yatanlar sadece seyretti. Meclis aylarca cumhurbaşkanını seçemedi, 115 tur oylama yapıldı. Ekonomi döviz ve akaryakıt kuyruklarıyla felç edildi. Bütün bunlar bir tesadüf değildi...
Cuntanın başı Kenan Evren’in tarihin utanç sayfalarına kazınan “Şartların olgunlaşmasını bekledik” itirafı, planlı cinayetin en açık delilidir. Cinayetlerin, suikastların, üniversite ve fabrika baskınlarının durdurulmayıp devlet kadrolarınca bilerek seyredilmesinin tek bir gayesi vardı: Toplumu dehşete düşürmek, milleti canından bezdirmek ve 12 Eylül sabahı sokağa çıkan tankları birer “kurtarıcı” gibi karşılatmak. Nitekim 11 Eylül günü oluk oluk akan kanın, 12 Eylül sabahı tankların palet sesleriyle birlikte bıçak gibi kesilmesi, tezgâhın büyüklüğünü ve asayişin nasıl kasten felç edildiğini apaçık gözler önüne sermektedir.
Bu kanlı sosyal mühendislikte, Anadolu’nun tertemiz evlatları birbirine kırdırıldı. Vatanın bekası için sokaklara çıkan, dönemin Kuvayı Milliye refleksiyle komünizm tehdidine göğsünü siper eden ülkücü ve mütedeyyin gençler ile anti-emperyalist devrim iddiasıyla meydanları dolduran solcular, aynı küresel tezgâhın değirmeninde öğütüldü. Dün sokakta vuruşturulanlar, ertesi gün aynı askerî cezaevlerinin beton zeminlerinde aynı gaddar mekanizmanın hedefi oldular.
12 Eylül sabahı parlamento feshedildi, siyasî........
