Küresel savaşın içindeyiz
Başlık aslında yeni değil. Geçen yıllarda bu köşede yayınlanan en azından birden fazla yazıda küresel savaş riskinden bahsetmiştim. Çin’nin ihtiyatlı adımlarına karşılık Çin'in masif üretiminin ABD’nin dünyanın toplamından daha büyük silah gücünün momentum matriksinin bir yerde zamanından önce bir küresel savaşı tetikleyebileceğini ifade etmiştim. Bugün de hala aynı noktada duruyorum. Ancak, bir itirafta bulunmak istiyorum, her iki olgu arasındaki momentumun bu kadar erken bir tarihte tek taraflı savaş ilanının yapılmasını gerektirecek noktaya geleceğini tahmin edememiştim.
Aslında 2000’li yılların başından itibaren ABD’nin küresel üretim ve bilimsel gelişmeler alanında İlk süper güç angajmanlarını devraldığı 1945’ten daha az olduğu, bundan daha da kötüsü bunun varılmış nihai nokta değil, devam eden negatif bir durum olduğuydu. O tarihlerde (2000-2007) Çin henüz dünyanın en önemli bölgesel güçlerinden biriydi. Ancak, bu küresel güç olmaya ivmelenmiş bir bölgesel güçtü, ABD gibi bir gücün dikkate alması gereken bir güçtü. Nitekim 2008 krizinde ABD Çin’in 1 trilyon dolarlık tahvillerini kağıda dönüştürmüştü. İlginç olan kriz Amerika’da idi ama Çin’i de bu derece sert etkilemişti!
Ancak, bunun Çin’in ilerlemesini, büyümesini ve üretimini artırmasını engellenemeyeceğini ABD müesses nizamı görmüştü. Obama sonrası Amerika liderliği tarihin önceki dönemlerinin liderliğinden farklı olacaktı. Hatta Bush ailesinden bile daha öngörülemez bir liderlik yönetim odasında olacaktı.
Ancak, Trump tarzında bir liderin ortaya çıkışı tahminlerin bile ötesindeydi. Kendisinin en son bir mülakatta söylediği “Beni bir tek kendi aklım ve ahlakım durdurabilir” sözü ise dehşet vericiydi. Trump bu sözüyle bütün uluslararası kurumları, hukuki ve diplomatik araçları, din ve ahlak gibi evrensel değerleri, insanlığın bugüne kadar kazanmış olduğu deneyimleri tamamen reddediyordu. Kuşkusuz bu tarihin en büyük meydan okuması, insanlık için ise en büyük tehlikesiydi. Bu söz tek başına önümüzdeki yıllara yayılması beklenen savaşın ne derece sert geçeceğinin habercisiydi.
Çin’in büyümesini engelleyemeyen Amerikan gücü mutlak kaba güce başvurarak, düşmanca bir meydan okuma yapıyordu. 1990 yılında ekonomi üretim kapasitesi yükselen Japonya’nın ve Almanya’nın ve diğer Avrupalı güçlerin petrol tedarik kaynağını askeri operasyonla ele geçirmesi bugünkü meydan okuma ve tehditleri yanında uluslararası hukuka uygunmuş gibi görünüyordu. Küresel kamuoyu inanmasa bile bazı argümanları vardı. Saddam Kuveyt’i işgal etmişti. Ortadoğu'da düzeni sağlamak gerekiyordu, bunun için müttefikler de katkı sağlıyorlardı, vs.
Hele Afganistan müdahalesi, Irak’ın işgali gibi askeri müdahaleleri de en azından şeklen bir uluslararası hukuk formuna uygun hale getirilmeye çalışılmıştı. Vakıa New York ikiz kulelerine, Pentagon’a El Kaide saldırıları Amerika’ya ilk başlarda bir haklılık pozisyonu kazandırmıştı.
Bugünkü durum geçmişte yaşanan bu askeri müdahalelerden çok farklı. Artık, Amerikan gücünün bir meşruiyet aracına ihtiyacı bulunmamaktadır. Uluslararası kurumlardan (66uluslararası kurum) Trump’ın başkanlık kararnamesi ile Amerika çekilmiştir. Askeri müdahaleler için müttefiklere bile ihtiyacı bulunmamaktadır. En ayrıcalıklı olan Anglo Sakson devletlerden bazıları (Kanada) bile ABD’nin işgali tehdidi altındadırlar. Bu ülkelerden sadece İngiltere ABD’nin bir kısım riskli askeri operasyonlarına katkı vermektedir.
Meşhur bir söz ile başlarsak “Artık cin şişeden çıkmıştır!” Bu aşamadan sonra Çin’in eski uluslararası düzen konsepti içinde kendini güvende hissetmesi mümkün olmayacaktır.
ABD’nin tek taraflı ivmelendirdiği savaş konsepti kendi cinsinden bir sonuç doğuracaktır. Bu en basit ifadesiyle savaştır. Vakıa ABD tek taraflı yürüttüğü bu güvensizlik politikasında büyük bir projenin ilk aşamalarında bulunmaktadır.
Bunu nereden anlıyoruz? Öncelikle savaşa hazırlanan kurumlar ve savunma bakanlığına (vakıa o da Savaş Bakanlığı olarak değiştirildi) tahsis edilecek devasa savaş bütçesi yeterince fikir vericidir. Trump bu yıl için savaş bütçesini tarihin en büyük rakamına yükseltmiştir, tam 1,5 trilyon dolar! Kuşkusuz bu küresel savaş bütçesidir.
Hitler Almanya’sı bile bu düzeyde bir savaşa adaptasyon durumuna 2. Dünya Savaşının ortalarında gelebilmiştir. Daha önceki yazılarda bahsettiğim gibi teknolojik gelişmeler savaşın sonucunu bir meçhul olmaktan çıkarmıştır. Keza savaşa ayrılan bütçe de savaşın sonucunu belirleyen önemli vektörlerden biridir. Savaşın finansmanı yoksa ordular ve müttefik güçler hareket ettirilemezler. Napolyon’un meşhur sözünü hatırlatalım: “Piyade karnı üzerinde yürür.
”Bu sözün günümüze uygun bir uyarlaması “Savaş platformları ve silah sistemleri hazine üzerinde durur” olabilir. Vakıa bunu bin yıl önce Nizamülk de ifade etmiştir. Ama bu durum........
