Hakikati görmede benzer yollar, farklı menziller
Piet Mondrian’ın sanat anlayışına mahsus şematik akışta “Tabiat, görünüş, görünüşün tasfiyesi, ilişki, denge ve evrensel gerçeklik”i esas aldığını söylemiştik. Bu sebeple ona göre çizgi, renk ve düzlem artık bir ağacı, evi veya insanı “göstermek” zorunda değildir. Dikey ile yatay, karşıtlık ile denge, renk ile renksizlik, belirlenmiş olan ile belirlenmemiş olan arasındaki ilişki bizzat resmin konusu hâline gelir. Nitekim Mondrian’ın üçlü konuşmada da yatay/dikey karşıtlık, temel plastik ilişkilerden biri olarak şu şekilde vurgulanmıştır. Sanatsever, duyusal tutumla tabiattan bakarak güzelliği görürken, sanattan da güzelliğin tecrübesini umar. Natüralist ressam, sanatsal/temsili görme düzeyinden tabiata görünüşüne bakıp ona biçim, renk, ton ve atmosfer yükleyerek, görünüşün sanatsal planda yeniden görünüşüne doğru yol alır.
Soyut-gerçekçi ressam ise plastik yani ilişkisel görme düzeyinden görünüşün ardındaki düzene bakıp, buradan karşıtlığı, ilişkiyi, dengeyi ve ritmi görerek, evrensel olanın saf plastik ifadesine erişmek ister.
Fakat onun şu inceliğini de gözden kaçırmamak gerekir: Bunlar Mondrian’da birbirinden tamamen kopuk üç insan tipi ya da bakışı gibi değil, görmenin tedricî arınması gibidir. Buna göre sanatsever nesneyi; natüralist ressam nesnenin görünüşünü; soyut-gerçekçi ressam ise görünüşü mümkün kılan ilişkiyi görür.
Bu nedenle Mondrian’ın nihai meselesi “figüratif resim mi, soyut resim mi?” tartışmasından daha derindir. Mesele, gerçekliğin nerede bulunduğudur.
Natüralist ressam için gerçeklik büyük ölçüde görünen tabiattadır.........
