İran'da neler oluyor?
İran Meselesini nasıl ele almalıyız?
Duygusal tepkiler mi, stratejik akıl mı?
Uzun süredir İran’daki protesto gösterilerini, bu gösterilerin akabinde yaşanan gelişmeleri; ABD Başkanı Trump’ın tehditlerini, bölgeye yönlendirilen ABD uçak gemisini ve ABD ile İran arasında yürütülen müzakereleri vb... yalnızca rejim karşıtı sloganlar ya da mezhepsel refleksler üzerinden değil; bu gelişmelerin İslam ümmetinin bugünü ve yarını üzerindeki etkilerini, bölgesel güç dengeleri ve sahadaki reel gerçeklikler ışığında değerlendirmeye ve tüm bu gelişmeler karşısında müslümanca bir duruş belirlemeye çalışıyorum.
Bu mesele, sloganlarla geçiştirilebilecek bir başlık değildir; yanlış okunduğu takdirde bedeli on yıllar boyunca ödenecek stratejik bir konudur.
Tüm bu gelişmeler karşısında nasıl bir tavır almamız gerektiği konusunda, Türkiye ve Suriye'de sahayı yakından tanıyan, gelişmeleri duygusal reflekslerle değil devlet aklıyla ve stratejik bir perspektifle değerlendiren üstadlarım ve hocalarımla yaptığım istişareler neticesinde ulaştığım kanaati şu şekilde ifade edebilirim:
Bugün İran meselesi, “rejim gitsin mi, kalsın mı?” gibi basit ve yüzeysel bir soruya indirgenemez.
Asıl sorulması gereken temel soru şudur:
İran’ın zayıflatılması mı, yoksa kontrolsüz ve ani biçimde tasfiye edilmesi mi İslam ümmetinin hem bugünü hem de yarını açısından gerçek maslahatla örtüşmektedir?
Bu soruya verilecek yanlış bir cevap, ümmeti İsrail merkezli yeni bir yıkım dalgasına açık hâle getirebilir.
Bu konuda kıymetli hocalarımla derinlemesine yaptığım istişareler sonrasında zihnimde oluşan bazı hakikatleri açıkça dile getirmek istiyorum.
İfade edeceklerim bazılarını rahatsız edebilir, kimi çevrelerce yanlış da anlaşılabilir. Ancak böylesi kritik bir eşikte, hakikati gizlemenin doğuracağı zarar, onu açıkça dile getirmenin doğuracağı rahatsızlıktan çok daha büyüktür.
I. Şii Yayılmacılığı
Hiçbir tereddüde yer bırakmadan ifade etmeliyim ki; İran’ın Suriye’den Irak’a, Yemen’den Lübnan’a uzanan geniş bir coğrafyada yıllardır sistematik biçimde sürdürdüğü mezhepsel Şii yayılmacılık politikası, bölgedeki Müslüman halklar için ciddi bir tehdit ve kronik bir istikrarsızlık kaynağıdır ve olmaya devam etmektedir.
Bu politika, iddia edildiği ya da pazarladığı gibi ümmetin vahdetini güçlendirmemiş; bilakis mezhepsel fay hatlarını derinleştirerek çatışma alanlarını genişletmiştir.
Ancak bu noktada yapılacak en kritik hata şudur: Bu tehdidi duygusal bir “intikam refleksi” ile bertaraf etmeye kalkışmak, bizzat tehdidin kendisinden çok daha ağır ve geri dönülmesi zor sonuçlar doğurabilir.
İran’ın yayılmacılığı kuşkusuz ciddi bir problemdir; ancak İran’ın ani bir çöküşüyle ortaya çıkacak güç, denge ve güvenlik boşluğu, bölge için çok daha büyük, çok daha yıkıcı ve telafisi son derece güç bir felaket anlamına gelebilir.
II. Türkiye–İran Rekabeti
Tarihsel olarak........
