Aynadaki Yalan (?)
"Savaşta ilk önce gerçekler ölür." Bu sözü ABD'li Senatör Hiram Johnson'un 1917 yılında ABD senatosunda, ülkenin I. Dünya Savaşı'na girmesi üzerine yapılan tartışmalar sırasında kullandığı söylenir. Aslında sürekli gerçeklerin öldüğü bir devri yaşayanlar olarak, adı konulmamış bir savaşın tam göbeğinde değil miyiz? At izi, it izi birbirine karışadursun... Kurt mekanı dağlarda çakallarla tilkiler yarışadursun... Doğrunun bir kaşık suda boğulduğu hakikat... Göreceli bakış açısı denen kaypak terazi işine geldiği gibi tartarken... Her coğrafyada mazlumların sayısı çığ gibi artarken... Nifak tohumları kolayına kolayına kabuğunu yırtarken... Güdücüsüne râm olan kalabalıkların hissizliği ve sessizliği karşısında ürkmek mi gerek? Satın alma gücü denen kapana kısılıp kuyruk sallamak... Saldırganlığından yılıp kuduz köpekleri yallamak... Bed manzarayı, hilafına öykünerek allayıp pullamak... İş midir? Meşreb-i beşer bu kadar geniş midir? İki dakika delikanlı olmak lazım... Gerçeklerle yüzleşmek yorucu, hatta yıkıcı vesselam... Gerçekler bedel ister. Eğilip bükülmesi kolay gibi görünse de hakiki şekline dönerken vurduğu sille pek fena... Bir şey haddini aşınca zıddına dönüşür diye boşa söylememişler! Zıtların kardeşliğine ne demeli? Siyahla beyaz bulamaç olmuş da kurşunilerin tasallutunda alabora herşey... Örtücülük furyası bir nevi... Cüceler zaptetmiş bir devi... Bundan gayrı kıymet taşır mı itimat ve sevi? Harbilik harp ehli olmak değil elbet... Savaş kavramı etrafında tamtamlar eşliğinde dönmek de değil... Döneklik dünya döndüğü için de mazur görülesi değil! Peki ya barış? O da bir karış... Sulhün cenazesi kalkalı çok olmuş... Tam üç asırdır haslet kabilinden ne varsa yok olmuş! Biz mi? Bizim ahvalimize rahmetli Ozan Arif ayna tutsun: "Müslümanlar neden böyle perişan? Sebebini sorup arıyor muyuz? Bence bu işin sebebi Müslüman. Acaba farkına varıyor muyuz?
Müslümanlık çünkü adımız bizim. Adımız gibi mi tadımız bizim? Eksik mi dedimiz, kodumuz bizim? Fitnesiz, fesatsız duruyor muyuz?
İslâm'ın şartı beş, imanın altı, Diyerek işleriz her türlü haltı… Aklımıza gelmez toprağın altı. Emaneti sağlam koruyor muyuz?
Esiri olmuşuz malın, servetin, Zinanın, şehvetin, kovu, gıybetin, Vatanın, milletin, dinin, devletin, En ufak işine yarıyor muyuz?
Bu devirde, kimin kötü hali var? Şimdi, itin bile özel yalı var. Hepimizin, iyi-kötü malı var. Fitreyi, zekâtı veriyor muyuz?
Birbirine düşman zenginle fakir, Birinde hamd eksik, birinde şükür, Hepimizde ayrı, değişik fikir, Birlikte üç adım yürüyor muyuz?
Elin gözündeki çöpleri tek, tek, Görüp gösteririz, kaçırmayız pek Kendi gözümüzde mertek var, mertek. Biz, bizdeki suçu görüyor muyuz?
Neyi öğreniyor, neyi duyuyor Karnı evde, beyni nerde doyuyor Oğlumuz, kızımız, nasıl büyüyor, Üstüne kol kanat geriyor muyuz?
Kitabımız Kur'an ilim kokuyor, Kaç müslüman günde açıp okuyor? Okuyan da işte öyle okuyor. Mânasına kafa yoruyor muyuz?
Madem ki her nefis Hakk'tan hediye, Dünya için Hakk’ı unutmak niye, Bugün Allah için ne yaptım diye, Akşam kendimize soruyor muyuz?
ARİF olan ham laf etmez gardaşım, Bir destanla bu dert bitmez gardaşım, Müslümanım demek yetmez gardaşım, Müslümanca hayat sürüyor muyuz?"
