FİRDEVS-İ A'LA
Bazen dalıp gidiyoruz çoğumuz derin düşüncelere. Bu kadar koşuşturmanın, bu kadar kırılmanın, bu kadar suskunluğun içinde aslında neyi aradığımızı unutuyoruz gibi. Çünkü bu yoğunluk ve sebep olduğu yorgunluk elbet bir şeylere değmeli. Aradığımız şey belki zor bulunur ama kolayca huzur vereceği ve iyi hissettireceği umudu içimizde hiç bitmez.
Hepimizin bildiği bir söylem vardır. İnsan bu dünyaya hiçbir şey ile gelir, her şeyin peşine düşer ve sonra her şeyi bırakıp hiçbir şey ile gider. Aslında insanoğlunun gittiği yere götürebileceği şeyler, gerçek olan ve mükafatını ya da cezasını göreceği iyilikleri, sevapları yahut kötülükleri ve günahlarıdır. İnsanın asıl sahip oldukları somut değerler ve varlıklardan ziyade soyut olanlardır.
Kimi zaman kalp, dünyaya sığmadığını anlar. Fakat insan kendini dünya telaşı ile oyalamaya devam eder. Çoğumuzun gönlünden geçen şeyin dönüşümüzün olacağı yerde, bulunmaktan gurur ve mutluluk duyacağımız Firdevs-i a'lâ mekanına nail olabilmek olduğunu düşünüyorum.
Bir makamdan öte bir özlem diyebiliriz bu cennet bahçesine. Gitmek istenilen bu makam bir varıştan çok, bir dönüş yeridir. Huzur verecek bir kavuşma yeridir. Sanki insanın kendine, özüne, unuttuğu iyiliğine dönmesi gibi değerlendirebiliriz bu makama ulaşabilmeyi.
Firdevs-i a'lâ, "en üstün cennet bahçesi" manasına gelmektedir. İslamiyet’e göre cennetin en yüksek, en güzel ve en değerli bahçesi anlamına gelen Firdevs-i a'lâ, Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde cennetin en görkemli, en üstün yeri olarak tanımlanmaktadır.
En basit iyilikleri bile ertelemeyi alışkanlık haline getirdik gibi günümüz dünyasında. Tebessümü unuttuk, hoşgörüye hasret kaldık, empatiye hasret bıraktık birbirimizi. Belki de bu yüzden uzak ve ulaşılmaz geliyor bize en yüce makamlar.
Firdevs-i a'lâ bahçesini, yüksek duvarların ardında saklı bir ödül gibi değil de küçük iyiliklerin büyüttüğü bir hakikat gibi görmek gerekiyor sanırım. Sorumluluklarını basit bir şekilde yerine getiren, hakkı bilen, kuldan utanan vicdan sahibi her bireyin bu güzel makama ulaşabileceğini ümit ediyorum.
Ve belki de bu makam en çokta kırıldığın yerden kimseyi kırmamayı seçtiğinde yaklaşır sana. Kötülüğe iyilikle karşılık verdiğinde, intikam almaktansa affetmeyi tercih ettiğinde yaklaşılıyordur belki de bu makama. Tam bu noktada cennetin sadece gidilecek bir yer değil, yaşarken kalbinde inşa ettiğin bir yol olduğunu unutmamak gerekiyor.
Kendine çizdiğin bu yol eğer seni daha merhametli, daha sabırlı, daha insan yapıyorsa ve insanlarda iz bırakarak mutluluğa ve memnuniyete sebep oluyorsa bil ki adımların çoktan Firdevs-i a'lâ’ya doğru düşmeye başlamıştır.
Belki buluruz huzuru,
Belki buluşuruz Firdevs-i a'lâ’ da,
Kavuşuruz en nihayetinde.
Belki buluşuruz Firdevs-i a'lâ’ da,
İki kelam ederiz aşka dair
Aşkla dağıttığımız gül yaprakları
Şevkle dökülür üzerimize.
Belki buluşuruz Firdevs-i a'lâ’ da,
Bakışır dururuz huşu içerisinde,
Zor sınavımız kolay olur,
Sen olduktan sonra her yer cennet bahçesi.
Belki buluşuruz Firdevs-i a'lâ’ da,
Unuturuz bıçak yarası geçmişimizi
Vedalar başlar acıya kedere.
Kadere rıza, yazıya sükût ederiz
El ele geçeriz sırat köprüsünden
Yolumuz bir yolumuz misk kokar.
Belki buluşuruz Firdevs-i a'lâ’ da,
Yemyeşil bahçelerde ebedi mutluluk içinde
Sen ruhuma nasip en büyük nimet
Sen yanımda ol her yer cennet
Belki buluşuruz Firdevs-i a'lâ’ da.
