Hoyratlık özgürlüğü, kabalığın hakimiyeti
2020'deki seçimlerin hileli olduğunu söylüyor. “Kanıtınız var mı?” diye soruyor kadın gazeteci. “Bir sürü kanıt var” diyor, “muazzam kanıt var, istemediğin kadar...” diyor soluksuz. Şimdi de Kaliforniya'da aynısının yaşandığını söylüyor. Tekrar soruyor gazeteci “Kanıtınız var mı?” İyice sinirleniyor, yüzünün turuncusu üç ton koyulaşıyor, “Bakmam yeter” diyor. Sonra duraksız onu desteklemeyen medya kuruluşlarını sıralıyor, o an konuştuğu kanalın bile farkında değil, “Hepiniz sahtekarsınız” diyor. Gazeteci araya girdikçe “Sen de sahtekarsın ya da aptalsın” diyor. Dışarıdan yağmur sesi geliyor, “Yağmurun altında seni dinledim bir saat” diye bağırıyor, sanırsınız açık havada sırılsıklam olmuş. Söyleşiyi tamamlamayacak, söylene söylene kalkıp gidecek.
Kibirli, saygısız, kaba, manipülatif, cahil. ABD Başkanı Donald Trump, gerçek bir kişi olmasaydı da bu zamanları özetlemek için bir karikatür olarak yaratılabilirdi. Tersinden de bakmalı, onu da bu zamanlar doğurdu, büyüttü. Geçen hafta NBC News'tan Kristen Welker'ın programındaki bu gösteri, sadece tazeliğiyle anılmayı hak ediyor, yoksa Trump hep Trump.
Bu söyleşiyi izlememin ertesi günü Renata Salecl'in yeni çıkan kitabı “Kabalık Çağı”nı okuyorum. Slovenya doğumlu Salecl, felsefe ve sosyoloji eğitiminin ardından yan çalışmalarıyla hukuk, kriminoloji ve psikanalizi, çağa bakışına ekleyen bir fikir insanı.
“Kabalık” öncelikle nezaketi, görgüyü getiriyor akla, ki bunlar son derece yapay, sahtekar sınırlar içerebilir. Her eylemi ve insani duruşu iyilik ve kötülük eksenine sıkıştırarak tartışmanın sorunları kabalıktan konuşurken de işleyebilir. En azından faşizm, otoriteryanizm, siyasal ya da toplumsal baskılar, “kabalık”tan daha kapsayıcı ve derin tahlilleri hakkeder. Fakat kabalığı, yok saymanın, aşağılamanın, dışlamanın, öfkenin ve saldırganlık dürtülerinin, velhasıl ağırlıklı olarak neoliberal kapitalizmin dili olarak ele aldığınızda, bu filtre anlamlı hale geliyor.
Salecl, buralardan yaklaşarak kabalığı,........
