menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adalet varsa huzur vardır

40 0
17.03.2026

Hukuk devleti fikri, modern toplumların en önemli kazanımlarından biridir. Bu ilke, iktidarın da hukukla sınırlı olduğunu kabul eder.

Bir ülkenin kaderi çoğu zaman ekonomisiyle ya da askeri gücüyle değil, hukukunun niteliğiyle belirlenir. Çünkü hukuk yalnızca mahkeme salonlarında uygulanan bir metinler bütünü değil; toplumun birlikte yaşama iradesinin temelidir. Hukukun zayıfladığı yerde güven zayıflar, güvenin zayıfladığı yerde ise devlet ile toplum arasındaki bağ kopmaya başlar.

Hukukunu çiğneyen hukuk ülkeye adalet getirebilir mi?

Güç karşısında eğilip bükülen bir hukuk özgürlük sağlayabilir mi?

Hukuku bir intikam aracına dönüştüren bir ülkeye huzur gelir mi?

Özellikle de 2015 yılından bu yana hukukun içler acısı bir duruma düşürülmesi, iktidar için bir kazanım olarak görülebilir.

Ama bu ülke için telafisi zor bir kayıp olduğu açık değil mi?

Hukuk devleti fikri, modern toplumların en önemli kazanımlarından biridir. Bu ilke, iktidarın da hukukla sınırlı olduğunu kabul eder. Devlet gücünün sınırlandırılması, vatandaşın özgürlüğünün teminat altına alınması anlamına gelir. Eğer bu sınırlar ortadan kalkarsa, hukuk devleti yerini güç devletine bırakır.

Hayır, hukukunu çiğneyen bir sistem ülkeye gerçek adalet getiremez.

Adalet, ancak kuralların herkes için eşit, öngörülebilir ve tarafsız bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olur. Eğer hukuk kendisi “gerektiğinde” esnetiliyor, iktidarın ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlanıyor ya da doğrudan çiğneniyorsa, o artık hukuk olmaktan çıkar; yalnızca güçlü olanın elindeki bir araca dönüşür. Bu durumda ortaya çıkan şey adalet değil, sadece kazananın istediği sonuçtur.

Mağdur olan taraf ise “adalet” adı altında ezilmiş hisseder ve bu duygu nesilden nesile aktarılır.

Adalet duygusu yalnızca bireyleri değil, toplumun bütün dokusunu etkiler. İnsanlar haklarının korunacağına inanıyorsa devlete güven duyar, kurallara uyar ve ortak yaşamın sürdürülebilir olduğuna inanır. Fakat bu duygu zedelendiğinde toplumun her katmanında derin bir kırılma başlar.

Hayır, güç karşısında eğilip bükülen bir hukuk özgürlük de sağlayamaz.

Özgürlük, bireyin devlet gücüne karşı korunması demektir. Hukuk bağımsız ve tarafsız değilse, vatandaşın en temel hakları – ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı – iktidarın keyfine, gündelik siyasi hesaplara ya da kişisel hırslara terk edilir. Tarih boyunca defalarca gördük: Hukuk, iktidarın uzantısı hâline geldiğinde özgürlük alanları daralır, toplumda korku ve belirsizlik hâkim olur. İnsanlar ne söyleyeceğini, ne yazacağını, kime........

© Elips Haber