Ahmet Arslan

6 Eylül 2023 tarihinde Resmî Gazete ’de Orta Vadeli Program (OVP) yayımlanmıştır. Fakat OVP’de Maliye Bakanlığı teşkilatı bir anlamda “etkisiz eleman” gibi ceteris paribus görülmektedir. Programın III. Makroekonomik Hedefler ve Politikalar/6. Kamu Maliyesi/16. Numaralı ayrımı hariç (Bu ayrımda bir idari değişiklik değil, Vergi idaresinin fiziki, beşeri ve teknolojik altyapısının geliştirilmesinden bahsetmektedir.) harcama ve gelir birimlerine ilişkin idari bir düzenleme önerilmemiştir.

Yazımızın konusu Maliye İdaresi teşkilat yapısında gelir birimleri taşra teşkilatında il müdürlüğü ve vergi dairelerinde yapılması gereken değişiklik önerileri oluşturmaktadır. Bu değişikliklerin OVP’nin hedeflerinin gerçekleşebilmesine olumlu katkı sunacağını düşünmekteyiz.

Sonraki yazılarımız OVP’nin hedefleri doğrultusunda vergi denetimi ve iç denetim teşkilat yapısındaki değişiklikler üzerine olacaktır.

Bilindiği gibi Hazine ve Maliye Bakanlığı taşra birimlerinde ikili bir temel yapı vardır. Biri Gelir İdaresi’ne bağlı vergi dairelerinin bağlı olduğu vergi dairesi başkanlıkları diğeri ise 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne göre kurulan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Taşra Teşkilatı’nın en üst birimi defterdarlık; bağımsız vergi daireleri vergi dairesi başkanlıklarına, ilçelerdeki mal müdürlükleri bünyesinde yer alan bağımlı vergi daireleri de mal müdürlüklerine bağlı olup mal müdürlükleri de defterdarlığa bağlıdır.

Vatandaşın nazarında bu parçalı görüntü; toplumda karmaşa yaratmakta, anlaşılamamakta, Maliye Bakanlığı’nın “İl müdürü kim” gibi protokol sorunları dâhil sorunlara yol açmaktadır. Ve bu sorunlar mali hizmetin kalitesini ve verimliliğini olumsuz etkilemektedir.

Bazıları “Defterdarlık, tarihi bir idari teşkilattır, korunması gereken bir mirastır” gibi tezler ileri sürse de bu tezlerin günümüz gerçekleri karşısında bir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü Defterdarlıkların varlık sebebi olan siyasi, idari gerekçeler kalmamıştır. Defterdarlık idari anlayışı, bir anlamda tarihsel bir dönemi anlatan ve o tarihsel dönemlere işaret eden bir yapıdır. Oysa toplum gelişmekte ve yeni bir siyasi ve idari yapılanmalara ihtiyaç duymaktadır.

Defterdarlık; adı itibariyle siyasi, idari ve ekonomik gelişme ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak tarihsel misyonunu tamamlamış mutlakiyetçi bir yapı üzerine ve onun önceliklerine göre bina edilmiş, sadece ve sadece yönetici sınıf ve siyasi otoritenin ihtiyaçlarına göre organize olmuş yapılandırılmış; bir lokma bir hırka, lütuf ve ihsan, biat ve itaat gibi sosyo kültürel özellikler taşıyan, “biz” ve grup çıkarını öne alan pre-kapitalist ve feodal özellikler üzerine yapılandırılmış “eski”yi hatırlatan bir idari teşkilat yapısıdır ve de “eski”dir. Cumhuriyet’in idari teşkilatları ise bu değerlerin tam karşıtı demokratik, özgürlük, adalet ve eşitlik değerleri üzerine organize olan; bir lokma bir hırka yerine kazanç elde etme üretim ve tüketime odaklı, lütuf ve ihsan yerine haklar ve özgürlükler üzerinden, “ben” ve “birey” kavramını öne çıkartan, ödev, sorumluluk ve vatandaşlık bilinci temelinde modern toplumların siyasi-sosyo kültürel değerlerine göre kendini yapılandırmış bir teşkilat yapısıdır.

Nostaljinin sevilen bir yönü vardır; özlenir, istenir ve güzel olan şeyler yad edilir. Ama sonuçta “eski”ye aittir, yaşanmış ve bitmiştir, tekrar geri gelmesinin ise artık mümkünü kalmamıştır; ne insan o insandır ne de toplum o toplumdur.

Cumhuriyet’in değerleri mutlakiyetçi yapılar değil, temeli Anayasa’da belirlenen liberal, demokratik özgürlükçü bir sosyal hukuk devleti üzerine “vatandaş” odaklı ve “vatandaş” için hizmet veren bir idari yapı anlayışındadır. Bu yapı gerçekler üzerine kurulur ve gerçeklerin olduğu yerde nostaljiye yer yoktur.

Bu nedenle söz konusu parçalı yapının Maliye Başkanlığı” gibi ya da benzeri bir adla tek çatı altında birleştirilerek Maliye Bakanlığı’nın il teşkilatı olduğunun vatandaşların-bireylerin kavraması sağlanarak hizmet vermelidir.

Modern gelişmiş Batılı kapitalist toplumlar mülkiyet ve miras sorununu çözmüş, mülkiyet ve mirasın ekonomik faaliyet dışı kalmasına hiçbir şekilde izin vermeyen, hukuklarını ekonomik verimlilik ilkesini de gözeterek düzenleyen ve uygulayan toplumlardır.

Fakat ülkemiz benzer kanunlar çıkarmamıza karşın mirasın ve mirastan kaynaklanan mülkiyet sorunlarının hâlâ çözülemediği bir ülke olmaktan kurtulamamıştır. Maalesef mirasın tasfiyesini bir türlü sorunsuz bir şekilde yapamıyoruz.

Belki de bu siyasi tarihsel sosyo kültürel bir birikimin sonucudur. Tarihte tahta geçiş kurallarını toplumsal rıza üretecek nitelikte bir yapıya kavuşturamadığımızdan olsa gerek kurduğumuz devletlerin sayısı ikili rakamların üstünde olmuştur. Siyasal miras olarak intikal eden bu durum sosyo kültürel yapıya da sanki yansımış gibidir.

Ne zaman ki anayasal bir düzen oluşturulmuş siyasal miras konusu toplumsal rıza üreten bir niteliğe kavuşmuş ve sorun çözülmüştür. Ancak ülkemizin birçok yerinde özel hukuk dışında mirastan kaynaklanan malvarlıkları (diğer adı ile tereke) hâlâ Anayasanın tanımladığı demokratik, sosyal bir hukuk devleti uygulamasına göre değil feodal sosyo kültürel öğelerin etkisinde paylaşım konusu olmaktadır.

Anlaşılacağı gibi siyasal alanda sorun çözümlenirken ekonomik ve sosyo kültürel alanda özel hukuk alanında yapılan düzenlemelerle dâhi sorununu çözmek yeterli olamamıştır.

Bu sebepten olsa gerek gün geçmiyor ki miras paylaşım sorunlarına ilişkin bir haber basına ve medyaya yansımasın. Bu haberlerden öğreniyoruz ki sorun okumuş, toplumda belirli bir statü edinmiş ve eğitimli kişilerin bile cinayet olaylarına karıştığı aile kavgalarına sahne olmaktadır. Fakat bu tür olaylar mirasın paylaşım sorunu kaynaklıdır.

Bizim üzerinde durmak istediğimiz konu ise mirasın paylaşımı sorunu değil bu paylaşımın kamu yararı gözetilerek, kangrene dönmeden kamu yararı ile özel çıkar arasında denge ve orantı gözeterek en kısa zamanda nasıl sonuçlandırılacağına dairdir.

Bir kere mirasın paylaşılmasının çok uzun zamanlar alması dolayısıyla menkul ve gayrimenkul malların sahipliği sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun çözülememesi nedeniyle, özellikle gayrimenkul mallar tarla, bağ-bahçe, arsa ve araziler bir anlamda “nadas”a bırakılarak uzun süreler boyunca zirai üretimden uzak kalmakta veya verimsiz kullanımlara neden olmaktadır. Bunun doğal sonucu da malvarlıklarının toplumsal refahı artırıcı ekonomiye verimli bir şekilde katkı sağlayan bir mekanizma olmaktan çıkarak fakirleşmeye sebep olan bir nitelik arz etmesi olmaktadır. Menkul mallar için de aynı durum söz konusudur.

Miras sorunu dolayısıyla mirasa konu malvarlıklarının, mülkiyet sahipliği sorunlarının ekonomik aktivite yani üretim-tüketim zincirinin dışında kalmasının ulusal zenginliğimize ve ülkemizin üretim gücüne olumsuz etkileri olmaktadır.

Özellikle Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgesi gibi mülkiyet yapılarının çok parçalı olduğu bölgelerde ölen vatandaşın malvarlığının özellikle de gayrimenkullerin, uzun süre mülkiyet sahipliği sorununun çözülmemesi nedeniyle bazen kısa da olsa ve çoğu zaman da uzun sürelerde üretim dışı kalmalarına sıkça rastlanmaktadır. Neredeyse her ailede paylaşılamamış daha doğrusu paylaşılmamış bir miras söz konusudur. Mirasın paylaşım süreci uzadıkça kan bağı kaynaklı artan doğumlar dolayısıyla mirasçı sayıları da artmakta ve böylece sorun daha da içinden çıkılmaz bir niteliğe bürünmektedir.

Miras tasfiye işlemlerinin bir kısmı kamusal alanda gerçekleşse de daha çok özel hukuk alanında cereyan eder ve tasfiye başlangıcı mirasçıların kişisel tercih ve iradelerine bağımlıdır. Vatandaşlarımızın mirasın tasfiyesinde çok farklı kamu kurumları ile muhatap olmaları, kendilerine çok ağır bir vergi yükü getireceği gibi sanılara kapılmaları ya da konu hakkında yeterince bilgi sahibi olamamaları dolayısıyla tedirgin ve korku dolu tavırlar göstermeleri ya da başka nedenlerle miras tasfiye işlemlerine başlamak ve bitirmek ya çok yavaş ve çok uzun sürmekte ya da hiç tasfiye işleminin yapılmaması söz konusu olmakta ve murisin malvarlığı bir anlamda sürüncemede kalmaktadır. Özellikle kırsal alanda belediye sorumluluk sınırlarını belirleyen Yasal düzenlemelerle birlikte köylerin belediye sınırlarına dâhil edilerek arazilerin emlak vergisi konusuna girmesinin sonucu olarak ciddi bir vergi yükü ile karşılaşma riski bu durumu daha da içinden çıkılmaz hale dönüştürmektedir.

Miras hukukunun kamu hukuku ve özel hukuku ilgilendiren yönü yanında bir çok bakanlığı da ilgilendiren yönünün olmasından olsa gerek neredeyse hiçbir bakanlık sorun konusunda sorumluluk üstlenmemekte tersine görmezden gelinmektedir. Ama sorun görmezden gelinerek yok olmamaktadır.

Soruna katkı veren diğer bir husus ise mirasa konu malvarlığında doğal bir sonuç olarak Türk Medeni Kanunu’nun 701, 702 ve 703. maddelerinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenen “elbirliği mülkiyeti”nin olmasıdır. Doğası gereği elbirliği mülkiyetin tasfiyesi Türk Medeni Kanunu hükümleri gereği tüm pay sahiplerinin ortak iradelerini birlikte, beraberce ve aynı anda ve aynı yerde yansıtmaları ile ya da herhangi bir mirasçının sulh hukuk mahkemesine açılan paylı mülkiyete çevirme kararına göre son bulabilmektedir. Ancak bunlar da eğer gayrimenkul bulunduğu yerdeki tarımsal araziler için öngörülen fiziki büyüklüklere karşılık gelecek büyüklükte değil ise mahkemeler lehinize karar vermeyebilecek ya da mirasçı için ekonomik bir değer ifade etmeyebilecektir.

İşte bütün bunların önüne geçilmesi amacıyla menkul ve gayrimenkul mülkiyet sorununun mal sahipliği işlemlerini Anayasamız ve Medeni Kanunumuzun amaçları doğrultusunda çözümleyerek bu varlıkların stok niteliklerinden çıkarılarak bir an önce ekonomik dönüşüm ve üretim ilişkilerine konu olmasını sağlayıp ekonomiye kazandırılmasını desteklemek adına, Anayasamızda tanımlanan menkul ve gayrimenkul mülkiyet rejimine müdahale gereği olmadan, mirasın tasfiye edilmesinde kamu yararı gözetilerek, vergi dairelerinde mirasın paylaşım süreci hukukuna dair miras tasfiye daireleri kurulması önerilmiştir.

Miras işlemlerinde çoğu zaman malvarlığına dâhil olan bir gayrimenkul işlemi vardır ancak miras tasfiye işlemleri sadece tapuya ait işlemlerden oluşmamaktadır. Bir bütün halinde esas olarak tüm işlemlere vakıf olan birim maliye idaresi ve dolayısıyla maliye idaresinin icra organı olan vergi daireleridir. Çünkü verasetten kaynaklanan tüm malvarlığı işlemleri 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun konusunu oluşturduğundan bu dairenin vergi dairesi içinde kurulması önerilmiştir.

Bu kanun bir Servet Vergisi Kanunu olmasına karşın malvarlığının değerleme günü ile mükellefiyetin başlangıç tarihinin bulunduğu yılların birbirinden çok farklı yıllar olması, arada bazen de uzun yıllar olabilmesi ve oranlarının düşük olması dolayısıyla servet vergisi niteliğini yitirmekle karşı karşıyadır. Aşağıda önerimizde yer alan %5 harç tutarı hem yapılan tasfiye hizmetinin maliyetine katılım hem de kamu hazinesine gelir niteliğinde olacaktır. Ancak burada veraset ve intikal vergisinden farklı olarak istenen harç, malvarlığının murisin vefatı tarihindeki bedeller üzerinden yapılan değerleme ile değil tasfiye dairesi tarafından tasfiye işlemini başlattığı tarihte tespit edilen güncel rayiç bedeller üzerinden hesaplanacaktır.

1- İşlemlerin yoğun olacağı dikkate alındığında mümkünse vergi dairelerinin tamamında bu daire kurulmalıdır.

2- Yeteri kadar memur istihdam edilmelidir ve ayrıca tapu dairesinden bir memur ve il müdürlüğü bünyesinde tasfiye dairesinden sorumlu bir hazine avukatı gerekirse tasfiye dairesinde işlem yoğunluğu dikkate alınarak tasfiye dairesinde yeteri kadar hazine avukatı görevlendirilmelidir.

3- Mirasçıların vefat tarihi itibariyle azami 3. yılın son gününü takip eden 1 Ocak günü tasfiye başlama tarihi olacaktır. Mirasçılar paylaşım sürecine ilişkin seçimlik haklarını kendileri tarafından yapılması şeklinde kullanmaları da mümkündür. Ancak bu hakları kullanmaları 1 Ocak tarihinden önceki tarihe kadar yani 31 Aralık tarihine kadar mirasçılar ortak bir irade ile tasfiye işlemlerini tasfiye dairesi yerine kendilerinin yürüteceklerine dair bir irade beyanını bizzat tasfiye dairesinde resmi memur önünde vermeleri gerekmektedir. 31 Aralık tarihinden sonra beyanlar kabul edilmeyecektir. Bu işlemleri yapmamaları halinde tasfiye işlemleri miras tasfiye dairesi tarafından yapılacaktır. Miras tasfiye dairesi mirasçıların tamamında bu irade beyanlarının olmaması halinde “Miras ortaklığının tasfiyesi” işlemlerine derhal başlanacağını, tasfiye işlemlerinin veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilmesi dâhil kendi yetkisinde olduğu ve kendisi tarafından yürütüleceğine dair bir yazıyı 31 Aralık tarihinden sonra tebliğ için gönderecektir.

4- Mirasçılardan mirasın reddi yapanlar bu ret işlemini tasfiye dairesini bilgilendireceklerdir.

5 – 3’üncü yıldan önce mirasçıların miras paylaşım işlemlerine başlamaları ile mirasçılık belgesi talebine ve mirasçılık tespitine ilişkin mahkemelerde açılan davalar hariç, her türlü dava ve uyuşmazlık söz konusu olduğunda tasfiye işlemlerinden tasfiye dairesinin herhangi bir yetkisi olmayacaktır. Ancak mirasçılar talep etmeleri halinde tasfiye dairesi tasfiye işlemlerine bakabilecektir. Mirasçılık belgesi talebine ve mirasçılık tespitine ilişkin mahkemelerde açılan davalarla 1 Ocak olan tasfiye başlama işlemleri dava sonuçlanana kadar duracak mahkeme ilamının tebliğ tarihi ile birlikte bu tarih durduğu yerden başlayacaktır.

6- İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Müdürlüğü’nün vefat eden vatandaşlar hakkında vefat tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde tasfiye dairesine bilgi verecektir.

7- Miras tasfiye dairesinin hukuki sonuç doğuran bilgilendirme yazısının ardından belediyeden alınacak olan emlak vergisi borçları tutarı ve rayiç bedelleri ile diğer vergisel yükümlülüklere ilişkin daha doğru bir deyişle miras bırakanın tüm borç ver alacaklarının tespit işlemi yapması, gerekirse gayrimenkullerin yerlerinin topografik olarak belirlenmesi için keşif işlemi yaptırılması dâhil yer belirleme işlemleri yapması ve yaptırması söz konusu olacaktır.

8- Bu tespit işleminin ardından veraset ve intikal vergisi beyanını vergi dairesine vermesi ve vergi dairesi tarafından ortaya çıkan vergi ve cezalar ile %5 tasfiye harcının mirasçılar tarafından ödemesinin sağlanması; bu harcın ödemesinin vergi ve cezanın taksit ve sürelerine bağlanması,

9- Bu işlemin ardından miras paylaşımında nasıl bir paylaşma yapacaklarına dair miras dairesi huzurunda ayrı ayrı gelerek, paylarını ve haklarını hangi mirasçıya kime devrettiklerine dair irade beyanında bulunarak ya da ortaklaşa bir arada hareket ederek bir anlaşma metni çerçevesinde bir miras paylaşım beyanı imzalamaları ile neyi nasıl paylaştıklarını ve haklarını kimde devrettiklerine dair bir irade orta koymalarının sağlanması. Ki burada yapılan işlem bir resmi şekle tabi bir işlem olmakta ve işlem yapan memur da tapu dairelerindeki resmi şekil kavramına uygun hareket eden memurun yetkisini kullanmaktadır. Miras paylaşımında menkul ve gayrimenkul mallar üzerindeki mülkiyet çoğunlukla “elbirliği mülkiyeti”dir. Bu nedenle mülkiyet devir işlemleri için tüm mirasçıların ortak irade koymak için tapu dairesinde hazır olmaları gerekmektedir. Sorun yaratan işlemlerden biri de budur. Çok fazla sayıda mirasçının olduğu durumlarda bu mümkün olamamakta ve paylaşım işlemi de gerçekleşememekte ve sürüncemede kalmaktadır, ta ki paydaşlardan biri ortaklığın giderilmesi davası açana kadar. Bu sorunun çözülmesine yönelik olarak her bir mirasçının ortak ve aynı anda imza için hazır bulunmalarına gerek kalmadan resmi yetkili memur (Miras Tasfiye Dairesi’nde tapu dairesi tarafından görevlendirilen tapu memuru) önünde mirasçıların kendilerine tanınan süreler içinde fiilen iradelerini yansıtan ayrı ayrı ya da ortak bir belge tanzim edilmesidir. Memur, kâğıda aktarılmış imzalı bu irade beyanlarına göre işlem yapacaktır.

Türk Medeni Kanunu’nun 702. maddesinin ikinci fıkrasında elbirliği mülkiyetin “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir” hükmü yer almıştır. Bu maddeye bu ikinci fıkranın altında eklenecek bir fıkra ile “Miras tasfiye dairesinde tasfiye süreci içinde farklı tarihlerde ortakların resmi görevli önünde farklı evraklara ya da aynı evrak üzerinde ortak irade koymak istediğini belirtmesi ve diğer ortaklarla aynı şekil ve ifadelerle aynı yönde irade beyanında bulunması halinde karar, oybirliğiyle verilmiş sayılır.” Hükmünün konulması sorunu çözecektir.

10- Tasfiye işlemlerinin ardından Mirasçıların satılmasını istemedikleri ve paylaşım kararı verdikleri menkul ve gayrimenkul malların tasfiye işlemlerinin başladığı tarihteki rayiç bedelleri ile değerlenmek suretiyle ve paraya çevrilen malvarlıkları tutarı ile birlikte toplam malvarlığı tutarı üzerinden %5 oranında bir harç tutarının tahsil edilmesi (Bu tutarın veraset beyanında hesaplanan malvarlığı tutarının %5’inden ve de asgari ücretin brüt tutarından az olamayacağının kayıt altına alınması, asgari ve azami oranları belirlemeye Cumhurbaşkanı’nın yetkili olduğunun belirtilmesi) ve kalan paranın mirasçılara mirasçılık belgesinde (veraset ilamı) belirtilen paylarda ya da ölüme bağlı tasarruf belgesi-vasiyetname-miras sözleşmesi ve saklı paylar dikkate alınarak ayrı ayrı açılacak hesaplara yatırılması söz konusu olacaktır. Bu harcın veraset beyanı aşamasında ödenmemesi halinde miras ortaklığının tasfiyesi aşamasında malvarlığının paraya çevrilmesinin ardından mirasçılara kesinti yapılmak suretiyle ödenmesi sağlanacaktır. Harcın veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilmesi aşamasında ödenmesi halinde ise tasfiye sürecinin tamamlanması aşamasında güncel rayiç değerler üzerinden hesaplanan tutar ile arasındaki fark tutar tasfiye konusu malvarlığı üzerinden kesinti yapılmak suretiyle alınacaktır. Malvarlığına dâhil olan şirketlerin ise tutarının hesaplaması murisin payı dikkate alınarak 213 sayılı VUK’a göre hesaplanan öz sermayenin miras tasfiye işlemleri başlangıç tarihi itibariyle Türkiye İstatistik Kurumunca belirlenen üretici fiyat endeksindeki artış oranında arttırılarak tespit edilmelidir.

11- Tasfiye aşamasında menkul ve gayrimenkul mallar ve haklar için (emlak vergisi ve bir takım vergi ödemeleri ile alacaklılara yapılacak ödemeler dâhil her türlü ödemenin mirasçılar tarafından yapılması söz konusudur. Bu ödemelerin yapılmaması halinde tasfiye sonunda menkul, gayrimenkul ve hakların mirasçılar adına devir tescil işlemleri yapılmayacak ve ödemeler mirasçıların üzerinde borç olarak kalacak ve bu borçlar 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre hemen ve derhal tahsil edilecektir.

12- Tasfiye sürecinin son aşaması varsa menkul malların sahiplik belgelerinin hangi kişi adına yapılacağını belirten yazıların ilgili tescile yetkili kuruma gönderilmesi ve yazının bir örneğinin mirasçıya verilmesi. Yine aynı şekilde gayrimenkul sahipliği konusunda da hakları devralan paylaştırılan mirasçının adı ve gayrimenkul bilgileri belirtilen bir yazının adına tapu tescili amacıyla tapu dairesine gönderilmesi, bu işlemlerde tasfiye dairesinde görevli tapu görevlisi tasfiye memurunun bizzat sorumlu olması.

13- Miras tasfiye dairesi kanunla kurulduğu tarihten sonra gerçekleşen vefat ve miras işlemlerinde söz konusu olabilecektir. Daha önce gerçekleşmiş vefat ve miras işlemleri eğer veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilmemiş, vergi dairesi tarafından da bu hususta bir işlem başlatılmamış ise, mirasçılardan herhangi birinin talebi üzerine isteğe bağlı, miras tasfiye işlemleri miras tasfiye dairesi tarafından yapılacaktır. Bu durumda 1 Ocak’ta başlaması gereken tasfiye işlemleri, mirasçılık belgesi eklenmiş talebin tasfiye dairesinde bizzat resmi görevli önünde yazılı olarak alındığı tarihte başlayacaktır. Tasfiye dairesi öncelikle kimlik bilgileri ve mirasçılık belgesi kontrolünün yapılmasının ardından işlemlere başlayacaktır.

15- Miras Tasfiye Dairesi’nin tüm işlemleri vergiden istisna olmalıdır.

16- İşlemler ve belgelerin miras bırakanın TC. Kimlik numarasına göre bir tarih sırası içinde bir dosyada ve dosyanın da kilitli dolaplarda muhafaza edilmesi. Bu dosyanın açılmasından işlemlerin sonuçlandırılmasına kadar aşama aşama bölümlere ayrılarak işlemlerin dosyalanmasının sağlanması gerekir.

17- Miras tasfiye dairesi vergi müfettişleri tarafından her yıl rutin bir şekilde teftişe tabi tutulmalıdır.

18- Maliye Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ile Tapu idarelerinden sorumlu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na birlikte uygulamanın usul ve esasları üzerine düzenleme yapma yetkisi verilmelidir.

Miras tasfiye dairesinin kurulması sosyo ekonomik ve vergisel avantajları dışında ne gibi avantajlar sağlayacaktır?

- Sulh hukuk mahkemeleri mirasa ilişkin mirasçılığın tespiti ve miras payları ile ilgili davalar hariç mirasçılık belgesi (veraset ilamı) ve ortaklığın giderilmesi gibi davalarla uğraşmayacak ve dolayısıyla mahkemelerin yükü azalacaktır.

- Tapu dairelerinin yükü azalacaktır. Özellikle çok sayıda mirasçıya sahip işlemlerde bu büyük önem arz etmektedir. Tapu dairesi çok sayıda mirasçı ile uğraşmaktan, tapu devir işlemlerinde istenen kurumların borcu yoktur yazılarını, kimlik bilgilerini, varsa vekâletnameleri ve diğer belgeleri kontrol ve denetimden kurtulacaktır. O, sadece miras tasfiye dairesinden dairede görevlendirdiği kendi memuru tarafından getirilen yazılara istinaden muristen kalan gayrimenkullerin devir tescil işlemlerini yapacak ve mirasçıya tapu belgesini verecektir.

- Mirasçılar, miras tasfiye dairesinden hakları ve sorumlulukları ve işlemlerin nasıl yürütüleceği konularda her şekilde bilgilenebilecekler ve bilgisizlikten kaynaklanan korku ve tedirginlik içinde olmayacaklar gönül rahatlığı ile işlemlerini yapacaklardır.

Vatandaş nazarından bakıldığında ise karşısında artık birden çok kamu idaresi ile muhatap olmaktan kurtulacak yalnız ve yalnız miras tasfiye dairesi ile muhatap olacaktır. Oysa ki, hali hazırdaki mevzuatımıza göre mirasçılar, tapu dairesi, vergi dairesi, bankalar, belediyeler menkul mal tescil birimleri ve odaları gibi kamu kurumları ile ayrı ayrı muhatap olmak durumunda kalmaktadırlar. Ve haliyle bu kadar çok kurum ile muhatap olmak ve uğraşmak miras paylaşım işlemlerini bir çıkmaza sokmakta, bıkkınlık yaratmakta ve insanlarımızda devlete karşı menfi bir bakış açısı oluşmasına neden olmaktadır. Miras Tasfiye Dairesinin kurulması vatandaşlarımızı tüm bu olumsuzluklardan kurtaracaktır.

Miras tasfiye dairesi bir miras paylaşım ve paylaştırma organı olmayacaktır ve olamaz da. O sadece mirasın kamu yararı gözetilerek, malvarlıklarının tasfiye edilerek en kısa zamanda ekonomik aktiviteye dâhil edilmesine katkı veren bir idari birim olacaktır. Miras tasfiye dairesi, mirasın mirasçıların kişisel iradelerine bırakmadan ve kişisel iradeleri için de bir zaman tanıyarak ve bu zaman zarfında bu kişisel iradelerin yansıtılmaması halinde tasfiye işlemlerinin kamu gücünü sürece dâhil edip kullanarak en kısa zamanda tasfiye edilmesi ile görevli bir idari birim olacaktır.

Bu önerimiz, Anayasada tanımlanan mülkiyet hakkına bir sınırlama ve müdahale getirmemektedir. Tersine, hakkın Anayasa’da belirlenen demokratik, sosyal bir hukuk devleti anlayışına uygun şekilde en kısa sürede kullanılabilmesi ve tasarruf edilebilmesi için imkân tanımaktadır.

Fakat bu işlemler için siyasi karar alıcıların bu hususları bir yasa ile düzenlemesi; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda, Medeni Kanun’da Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda, Ticaret Kanunu ve de Borçlar Kanunu’nda değişiklikler yapması gerekecektir.

Önerimizle ilgili farklı düşünenler, böyle şey olmaz diyenler olacaktır. Fakat miras paylaşımı süreçleri artık toplumumuzda devasa sorunlara dönüşme eğilimi göstermektedir. Bir çok nedenle çok uzun yıllar boyunca miras paylaşımı yapılamamakta ve tasfiye işlemleri gerçekleştirilememektedir. Bu nedenle bazı idarelerin ve kurumların yaptıkları işlemlerin miras tasfiye dairesinde tek bir elde toplanmasının ve tasfiye işlemlerinin bu daire tarafından yapılmasının tasfiye işlemlerine hız kazandıracağı ve bunun da ekonomiye büyük katkısı olacağı ve OVP’de belirlenen hedeflere daha kolay ulaşılacağı düşüncesindeyiz.

QOSHE - Vergi idaresi taşra teşkilatına dair değişiklik önerileri - Serbest Kürsü
menu_open
Columnists Actual . Favourites . Archive
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Vergi idaresi taşra teşkilatına dair değişiklik önerileri

21 0
24.04.2024

Ahmet Arslan

6 Eylül 2023 tarihinde Resmî Gazete ’de Orta Vadeli Program (OVP) yayımlanmıştır. Fakat OVP’de Maliye Bakanlığı teşkilatı bir anlamda “etkisiz eleman” gibi ceteris paribus görülmektedir. Programın III. Makroekonomik Hedefler ve Politikalar/6. Kamu Maliyesi/16. Numaralı ayrımı hariç (Bu ayrımda bir idari değişiklik değil, Vergi idaresinin fiziki, beşeri ve teknolojik altyapısının geliştirilmesinden bahsetmektedir.) harcama ve gelir birimlerine ilişkin idari bir düzenleme önerilmemiştir.

Yazımızın konusu Maliye İdaresi teşkilat yapısında gelir birimleri taşra teşkilatında il müdürlüğü ve vergi dairelerinde yapılması gereken değişiklik önerileri oluşturmaktadır. Bu değişikliklerin OVP’nin hedeflerinin gerçekleşebilmesine olumlu katkı sunacağını düşünmekteyiz.

Sonraki yazılarımız OVP’nin hedefleri doğrultusunda vergi denetimi ve iç denetim teşkilat yapısındaki değişiklikler üzerine olacaktır.

Bilindiği gibi Hazine ve Maliye Bakanlığı taşra birimlerinde ikili bir temel yapı vardır. Biri Gelir İdaresi’ne bağlı vergi dairelerinin bağlı olduğu vergi dairesi başkanlıkları diğeri ise 1 nolu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne göre kurulan Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Taşra Teşkilatı’nın en üst birimi defterdarlık; bağımsız vergi daireleri vergi dairesi başkanlıklarına, ilçelerdeki mal müdürlükleri bünyesinde yer alan bağımlı vergi daireleri de mal müdürlüklerine bağlı olup mal müdürlükleri de defterdarlığa bağlıdır.

Vatandaşın nazarında bu parçalı görüntü; toplumda karmaşa yaratmakta, anlaşılamamakta, Maliye Bakanlığı’nın “İl müdürü kim” gibi protokol sorunları dâhil sorunlara yol açmaktadır. Ve bu sorunlar mali hizmetin kalitesini ve verimliliğini olumsuz etkilemektedir.

Bazıları “Defterdarlık, tarihi bir idari teşkilattır, korunması gereken bir mirastır” gibi tezler ileri sürse de bu tezlerin günümüz gerçekleri karşısında bir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü Defterdarlıkların varlık sebebi olan siyasi, idari gerekçeler kalmamıştır. Defterdarlık idari anlayışı, bir anlamda tarihsel bir dönemi anlatan ve o tarihsel dönemlere işaret eden bir yapıdır. Oysa toplum gelişmekte ve yeni bir siyasi ve idari yapılanmalara ihtiyaç duymaktadır.

Defterdarlık; adı itibariyle siyasi, idari ve ekonomik gelişme ihtiyaçlarına cevap vermekten uzak tarihsel misyonunu tamamlamış mutlakiyetçi bir yapı üzerine ve onun önceliklerine göre bina edilmiş, sadece ve sadece yönetici sınıf ve siyasi otoritenin ihtiyaçlarına göre organize olmuş yapılandırılmış; bir lokma bir hırka, lütuf ve ihsan, biat ve itaat gibi sosyo kültürel özellikler taşıyan, “biz” ve grup çıkarını öne alan pre-kapitalist ve feodal özellikler üzerine yapılandırılmış “eski”yi hatırlatan bir idari teşkilat yapısıdır ve de “eski”dir. Cumhuriyet’in idari teşkilatları ise bu değerlerin tam karşıtı demokratik, özgürlük, adalet ve eşitlik değerleri üzerine organize olan; bir lokma bir hırka yerine kazanç elde etme üretim ve tüketime odaklı, lütuf ve ihsan yerine haklar ve özgürlükler üzerinden, “ben” ve “birey” kavramını öne çıkartan, ödev, sorumluluk ve vatandaşlık bilinci temelinde modern toplumların siyasi-sosyo kültürel değerlerine göre kendini yapılandırmış bir teşkilat yapısıdır.

Nostaljinin sevilen bir yönü vardır; özlenir, istenir ve güzel olan şeyler yad edilir. Ama sonuçta “eski”ye aittir, yaşanmış ve bitmiştir, tekrar geri gelmesinin ise artık mümkünü kalmamıştır; ne insan o insandır ne de toplum o toplumdur.

Cumhuriyet’in değerleri mutlakiyetçi yapılar değil, temeli Anayasa’da belirlenen liberal, demokratik özgürlükçü bir sosyal hukuk devleti üzerine “vatandaş” odaklı ve “vatandaş” için hizmet veren bir idari yapı anlayışındadır. Bu yapı gerçekler üzerine kurulur ve gerçeklerin olduğu yerde nostaljiye yer yoktur.

Bu nedenle söz konusu parçalı yapının Maliye Başkanlığı” gibi ya da benzeri bir adla tek çatı altında birleştirilerek Maliye Bakanlığı’nın il teşkilatı olduğunun vatandaşların-bireylerin kavraması sağlanarak hizmet vermelidir.

Modern gelişmiş Batılı kapitalist toplumlar mülkiyet ve miras sorununu çözmüş, mülkiyet ve mirasın ekonomik faaliyet dışı kalmasına hiçbir şekilde izin vermeyen, hukuklarını ekonomik verimlilik ilkesini de gözeterek düzenleyen ve uygulayan toplumlardır.

Fakat ülkemiz benzer kanunlar çıkarmamıza karşın mirasın ve mirastan kaynaklanan mülkiyet sorunlarının hâlâ çözülemediği bir ülke olmaktan kurtulamamıştır. Maalesef mirasın tasfiyesini bir türlü sorunsuz bir şekilde yapamıyoruz.

Belki de bu siyasi tarihsel sosyo kültürel bir birikimin sonucudur. Tarihte tahta geçiş kurallarını toplumsal rıza üretecek nitelikte bir yapıya kavuşturamadığımızdan olsa gerek kurduğumuz devletlerin sayısı ikili rakamların üstünde olmuştur. Siyasal miras olarak intikal eden bu durum sosyo kültürel yapıya da sanki yansımış gibidir.

Ne zaman ki anayasal bir düzen oluşturulmuş siyasal miras konusu toplumsal rıza üreten bir niteliğe kavuşmuş ve sorun çözülmüştür. Ancak ülkemizin birçok yerinde özel hukuk dışında mirastan kaynaklanan malvarlıkları (diğer adı ile tereke) hâlâ Anayasanın tanımladığı demokratik, sosyal bir hukuk devleti uygulamasına göre değil feodal sosyo kültürel öğelerin etkisinde paylaşım konusu olmaktadır.

Anlaşılacağı gibi siyasal alanda sorun çözümlenirken ekonomik ve sosyo kültürel alanda özel hukuk alanında yapılan düzenlemelerle dâhi sorununu çözmek yeterli olamamıştır.

Bu sebepten olsa gerek gün geçmiyor ki miras paylaşım sorunlarına ilişkin bir haber basına ve medyaya yansımasın. Bu haberlerden öğreniyoruz ki sorun okumuş, toplumda belirli bir statü edinmiş ve eğitimli kişilerin bile cinayet olaylarına karıştığı aile kavgalarına sahne olmaktadır. Fakat bu tür olaylar mirasın paylaşım sorunu kaynaklıdır.

Bizim üzerinde durmak istediğimiz konu ise mirasın paylaşımı sorunu değil bu paylaşımın kamu yararı gözetilerek, kangrene dönmeden kamu yararı ile özel çıkar arasında denge ve orantı gözeterek en kısa zamanda nasıl sonuçlandırılacağına dairdir.

Bir kere mirasın paylaşılmasının çok uzun zamanlar alması dolayısıyla menkul ve gayrimenkul malların sahipliği sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun çözülememesi nedeniyle, özellikle gayrimenkul mallar tarla, bağ-bahçe, arsa ve araziler bir anlamda “nadas”a bırakılarak uzun süreler boyunca zirai üretimden uzak kalmakta veya verimsiz kullanımlara neden olmaktadır. Bunun doğal sonucu da malvarlıklarının toplumsal refahı artırıcı ekonomiye verimli bir şekilde katkı sağlayan bir mekanizma olmaktan çıkarak fakirleşmeye sebep olan bir nitelik arz etmesi olmaktadır. Menkul mallar için de aynı durum söz konusudur.

Miras sorunu dolayısıyla mirasa konu malvarlıklarının, mülkiyet sahipliği sorunlarının ekonomik aktivite yani üretim-tüketim zincirinin dışında kalmasının ulusal zenginliğimize ve ülkemizin üretim gücüne olumsuz etkileri olmaktadır.

Özellikle Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgesi gibi mülkiyet yapılarının çok parçalı olduğu bölgelerde ölen vatandaşın malvarlığının özellikle de gayrimenkullerin, uzun süre mülkiyet sahipliği sorununun çözülmemesi nedeniyle bazen kısa da olsa ve çoğu zaman da uzun sürelerde üretim dışı kalmalarına sıkça rastlanmaktadır. Neredeyse her ailede paylaşılamamış daha doğrusu paylaşılmamış bir miras söz konusudur. Mirasın paylaşım süreci uzadıkça kan bağı kaynaklı artan doğumlar dolayısıyla mirasçı sayıları da artmakta ve böylece sorun daha da içinden çıkılmaz bir niteliğe bürünmektedir.

Miras tasfiye işlemlerinin bir kısmı kamusal alanda gerçekleşse de daha çok özel hukuk alanında cereyan eder ve tasfiye başlangıcı mirasçıların kişisel tercih ve iradelerine bağımlıdır. Vatandaşlarımızın mirasın tasfiyesinde çok farklı kamu kurumları ile muhatap olmaları, kendilerine çok ağır bir vergi yükü getireceği gibi sanılara kapılmaları ya da konu hakkında yeterince bilgi sahibi olamamaları dolayısıyla tedirgin ve korku dolu tavırlar göstermeleri ya da başka nedenlerle miras tasfiye işlemlerine başlamak ve bitirmek ya çok yavaş ve çok uzun sürmekte ya da hiç........

© Ekonomim


Get it on Google Play