menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ercümend Kalmık Müzesi’nde Bir Kitap Sohbeti: “Ağaç Gölgesi” Cemre Öğün

7 0
09.04.2026

Gümüşsuyu’nun arka sokaklarında yer alan ve önünden her geçtiğinizde sizi başka zamanlara götüren Ercümend Kalmık Müzesi’ndeyiz. 20. yüzyılın önemli ressamlarından Ercümend Kalmık’ın yaşamına ve sanatına adanan bu yapı, bir dönem köşk müştemilatı olarak kullanılan mütevazı ama karakterli bir mekân. Kalmık’ın renk, doğa ve Anadolu’ya duyduğu ilginin izleri bugün bile hâlâ hissediliyor. Müze yalnızca bir sergi alanı değil; yaşayan bir kültür durağı.

İçeri girince avluda kısa bir soluklanma alanı, ardından küçük bir bilgilendirme yer alıyor. Yapının restorasyon sürecini üstlenen Ayşe Orbay, mekânın geçmişine dair sade ama yerinde bir çerçeve çiziyor. Şehrin griliğine rağmen ayakta kalmayı başaran bu yapı, geçmişle bugün arasında kurduğu bağla dikkat çekiyor. Sonrasında üst kata çıkıyor ve kitap sohbetine geçiyoruz.

Cemre Öğün, Alakarga Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabını gazeteci Seray Şahinler’in moderatörlüğünde anlatıyor. On üç öyküden oluşan kitaba ismini veren “Ağaç gölgesi” öyküsünde, gazeteci Deniz adlı bir karakterin çorak bir coğrafyada ağaç dikme fikrine tutunan Haldun adlı bir işadamı ile başlıyor. Kendi imkânlarıyla araziler alıp, bu alanlara ağaç diken Haldun bey, zamanla yalnızca doğayı değil, o bölgede yaşayanların hayatını da dönüştürüyor. Habitat değiştikçe insanların da değiştiği hissi metnin altına ince bir gerilim yerleştiriyor. Ormanda gerçekleşen bir çocuk cinayeti ve sonrasında yaşananlar ise ilk bakışta sade görünse de, aceleye gelmeyen bir okuma istiyor.

Kitaptaki bazı öyküler bütünüyle metafor üzerine kurulu. “Delik” adlı öykü bu açıdan kitabın en net örneklerinden biri. Bir evlilikte açılmış ve artık kapatılamayan bir boşluğu anlatan öyküde metafor gizlenmemiş. Üzerine düşünmeseniz bile öyküdeki kadının kocasına göstermeye çalıştıklarını açıkça gördüğünüz gibi, yazarın sadece bahçedeki delikten bahsetmediğini de hemen anlıyorsunuz. Yine de söylenmeyenle kurulan gerilim düpedüz gözünüzün önünde duruyor. Eserin merkezinde, okuyucuyu tekinsiz bir bilinmezliğe sürükleyen bu “Delik” öyküsü yer alıyor. Bu öyküde, bir çiftin bahçesinde evin temeline doğru genişleyen açıklanamaz bir boşluk (delik), hem korku hem de belirsizlik yaratıyor. Ana karakter Nil, eşinin örtbas etme çabalarına rağmen bu boşlukla yüzleşirken, metin aile içi sırların ve geçmişten gelen kaygıların derinliğini ortaya koyuyor. Öykü, sadece fiziksel bir boşluğu değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik açılımları da okura hissettiriyor; söylenmeyenlerle kurulan gerilim, metnin yüzeyindeki sade anlatımı daha da yoğunlaştırıyor.

Yazarın bir fantastik roman üzerinde çalıştığını da öğreniyoruz. Mesleği mimar olan dedesi Turgut Cansever’in izinden giden Cemre Öğün’ün, mekânla kurduğu ilişkiyi yazıya da taşıdığı hissediliyor. İnsan, çevre ve doğa arasında kurulan bağ yer yer geriliyor, yer yer yumuşuyor. Söyleşi boyunca öykü yazarlığına, Türkiye ve dünyadan örneklere, yazma sürecinin iniş çıkışlarına ve editörlüğün metin üzerindeki etkisine sıkça değiniliyor. Hürriyet gazetesi yazarı Sayım Çınar’ın sorularıyla zaman zaman yazarı zorlayan, ama bir o kadar da sohbeti açan bir yerde duran yaklaşık bir saatlik bu buluşma, mekânın ruhuyla birleşerek akılda kalıcı, keyifli bir anı olarak sona erdi ve mekâna veda ettik. Kimbilir, belki ileride başka etkinliklerde Kalmık Müzesi’ne tekrar yolumuz düşer.


© Ek Dergi