menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet-toplum-iktidar ekseninde devlet ve 'Devlet Aklı' deyince…

20 0
15.08.2026

Devlet-toplum-iktidar ekseninde devlet ve 'Devlet Aklı' deyince…

“Devlet aklı” kavramı ile ilgili Milli Düşünce Dergisi’nin hazırladığı sorular üzerine tarafımdan verilen cevapları huzurlularınıza sunuyorum…

Soruları hazırlarken, Koray Demir’in Devlet Aklı: Kimin Aklı? adlı eserindeki temel yaklaşımlardan ve devlet-toplum-iktidar eksenindeki tartışmalardan ilham aldık. Bu çerçevede; devletin bekası ile halkın huzuru arasındaki hassas dengeleri, geçmişten bugüne gelen yönetim alışkanlıklarımızı ve kendi köklerimizden beslenen yeni bir düzenin mümkün olup olmadığını konuşmayı amaçlıyoruz. 'Devlet Aklı' dediğimiz bu karmaşık kavramı hem teorik derinliğiyle hem de günlük hayatımızdaki yansımalarıyla, sizin kıymetli görüşleriniz üzerinden birlikte değerlendirmek arzusundayız.

1- "Devlet Aklı" deyince aklınıza ne geliyor; sizce bu kavram günümüzde neyi temsil ediyor?

Bu kavramı anlayabilmek için “Devlet nedir? Devlete neden ihtiyaç duyulmuştur, Devletin meşruiyet kaynağı nedir, bir topluluğun devlet olabilmesi için şartlar nelerdir, kadim mantığımıza göre neden devlete kutsiyet atfedilmiştir. Neden devlete aklın merkezi sıfatı verilmiştir” sorularının cevaplandırılması gereklidir.

Bu kavramları açıklayabilmek için yakın zamanda Venezuella’da olan depremden hareketle konuyu vuzuha kavuşturmak gereklidir. Venezuela'da peş peşe yaşanan 7,5 ve 7,2 büyüklüğündeki iki yıkıcı depremin ardından altyapının çökmesi ve oluşan güvenlik zafiyeti nedeniyle sokaklar tamamen kaosa teslim oldu.

Felaketten en çok etkilenen La Guaira bölgesinde organize grupların dükkân ve depoları talan ettiği kitlesel yağma hareketleri başladı. Venezuela’da meydana gelen şiddetli depremlerin ardından, felaketin yarattığı kaos ortamından skandal görüntüler gelirken teknoloji ürünlerini çalan polislerin motosiklet üzerinde görülmesi hayrete düşürdü.

Hâlbuki Türkiye’de de 10 vilayetimizi kapsayan çok daha şiddetli çok daha yıkıcı bir deprem meydana gelmişti. Depremin yıkıcılığı duyulur duyulmaz bütün vatan sathında yardım kampanyası başladı. Arabasına 3-5 malzeme atan, eline kazma-kürek alan insanlarımız yardıma koştu. Yağma yapmayı bırakın sarsıntılar halen devam ederken canını tehlikeye atarak enkazın içine dalanlar, yaralıları kurtarmak isteyen insanlar oldu. “Türkiye’de yağma asla akla gelmez.” Devlet şuurunun temeli insanların bir ve beraber olduğu, kardeş olduğu, aynı hakka-hukuka sahip olduğu anlayışına dayanır. Nitekim devleti yöneten bugünkü iktidar, bu deprem Amerika’da olsa idi ABD’nin altından kalkamayacağı muazzam bir yıkımı 3 yıl içinde çözmüş ve bu işi zarar gören vatandaşa fazla yük getirmeyecek şekilde halletmiştir. 1938’de aynı devlet, Erzincan depremine seyirci kalmış, zamanında yardım yapılamadığı için 40 bin vatandaşımız şehit olmuş, devlet yıkılan evlerini onarması için köylüye 8 adet çivi dağıtabilmiştir. Burada “devletin halka yabancılaşması” kavramı da ortaya çıkmaktadır.

Buna benzer durum son İran-ABD/İsrail savaşında da görülmüş, savaş başladıktan sonra yurtdışındaki İran vatandaşları, ağır bombardımana rağmen ülkesine dönmüş, İsrail’de de tam tersi olmuş “demir kubbe” hava savunma korumasına rağmen 300-500 bin İsrailli Yahudi yurtdışına kaçmıştır. Bu durum İsrail’in bir devlet olmayıp bir terör şebekesi olduğunu ortaya koymuştur. İsrail’in bu coğrafyada gelip geçici olduğunu çok yakın bir zamanda kepenk kapatıp dağılıp gideceğine işaret etmiştir.

Devlet kutsiyeti; devletin ilahi veya insanüstü bir varlık olarak görülmesi, eleştiriden muaf tutulması ve her şeyin üzerinde, dokunulmaz bir otorite kabul edilmesi inancıdır. Türk devlet anlayışında, Türk devlet zihniyetinde devlet kutsal/mübarek / uğurlu/güdümlü / saadetli/mukaddes bir kavramdır.

O halde devlet nedir, kimdir? Devlet kutsal bir varlıktır. “Devlet başa kuzgun leşe, devletlü, başına devlet kuşu kondu”, kelimeleri bu mevhumun mukaddes değerini ifade etmektedir. Devlet itiraz edilmez, karşı gelinmez müessesedir, “ülu’l-emr”e sadece itaat edilir. Bunu da dindarlığın bir gereği olarak yaparlar ama “dinin hangi hükmüne göre devlete kayıtsız şartsız itaat edilir?” Bu konuda Kur’an ayetleri esas alınır.

İnsanın yeryüzünde yaratılışını anlatan ayetlerde, “âdemin/insanın Cennet için yaratıldığını biliyoruz.” “Birbirinize düşman olarak inin!” Burada “düşman olarak inin” kelimesinin manası nedir? “Aranıza rekabet, çekememezlik, husumet koyduk” demektir. Yüce Allah, yardımlaşmak için soy, akrabalık, tanışma, yardımlaşma, yarışma gibi kimi zaman çekişemeye kimi zaman birlikte hareket etmeye sebep olan bağları ve duyguları da koymuştur. İşte bu durum bir arada yaşamak için bir düzene bir teşkilata ihtiyaç doğurmuştur. Kiminin zayıf kiminin kuvvetli olması, korunması, hak kavramının adil bir şekilde uygulanması için büyük bir teşkilata ve derin bir akla ihtiyaç hâsıl olmuştur. Bu kavramın hukuki temeli “DEVLET”TİR. Bu durumda hak kavramının künhüne hâkim bir fikir sisteminin ortaya konması gerekir. Bu fikir sisteminin adı ‘derin akıl’dır. Çünkü Cenabı Allah, kâinattaki mücadelenin hak ve batılın savaşı olduğunu bildirmiştir. Hakkın ve batılın bütün derinliği ile çözülmesi çok büyük bir iştir. Bu büyük işi tebliğ edenlere elçi/peygamber çözen adamlara devlet adamı denir.

Bir beldenin İslam diyarı sayılabilmesi için orada adalet ve hürriyetin hüküm ferma olması gerekir. Devletin zulmüne maruz kalırken de bugün nimetlerini devşirirken de muhafazakâr kesimin devleti kutsaması ve devlete dokunulamazmış gibi bir inanca ve kabule sahip olması, bu manevi bakış açısından kaynaklanır ve doğru bir bakış açısıdır.

Devlet, Allah-ı Azimüşşan’ın mutlak adaletini temsil eden, hakkı koruma iradesine sahip, mutlak adalet sahibi bir yapı olarak tanzim edilmişse kutsaldır, uğurludur, mukaddestir. Bu sebeple halkımız; “Devlet kutsaldır, vurur da sever de!” “Devletin zulmü de hoş, affı da!”. Devletin yanlışa düşmesi halinde devlete âşık muhafazakâr / dindar kesim hemen itiraz edecek, “devlet demeyin, hükümetler / iktidarlar deyin”, der.

Devleti bir ata benzetirsek iktidar sahipleri de o atın binicileridir. Devlet, adil hükümdarın elinde abad olur, zalim/cahil hükümdarın elinde berbat olur. Bunun canlı örneği tarihimizde mevcuttur: Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat (Uluğ padişahtır.) devrinde yükselişinin zirvesini yaşayan devlet, kendisini zehirleyerek öldüren oğlu ll. Gıyasettin Keyhüsrev ve onun avanesi Saadettin Köpek zamanında Moğollara yenilerek yıkılışa geçmiş, kısa bir müddet sonra tarihten çekilmiştir.

Devlet, hükmi bir şahsiyettir, devletin sahibi/binicisi de iktidarlardır. Buna da yakın tarihten bir örnek vererek konuya açıklık getirmek lazımdır. Muazzam bir idealizmle ortaya çıkan İttihat Terakki Partisi’nin arkasında Masonlar ve Yahudiler yer alıyordu. Parti aklını (sonra devlet aklın) perde arkasından Yahudiler yönetiyordu, on yıl içinde, bir ucu Adriyatik Denizi’nde öteki ucu Hint Okyanusu’nda yer alan imparatorluğu darmadağın ettiler. “Hedef Turan” dediler, enerji coğrafyasını bedavadan İngiliz görünümlü Yahudilere verdiler. “Arap coğrafyasını savunmaya ne lüzum var” dediler. Sonra da çıkıp yıktıkları imparatorluğu “köhnemiş-çürümüş devlet” olarak adlandırdılar. Hâlbuki 19. asra kadar Batılılar; Çin, Hindistan, Güney Doğu Asya, Afrika, Avusturalya ve Amerika kıtasını işgal etmiş, dünyada Batı’nın tahakkümüne girmeyen iki devlet kalmıştı: Osmanlı ve Çarlık Rusya’sı. Bir asırdan beri halen bu yalanlara inanmaya devam ediyoruz. At gözlüğü takarak yola devam ediyoruz.

İkinci misali de şöyle verebiliriz; günümüzde dürüstlüğün, tasarrufun simgesi olarak gösterilen bir zamanlar adına Karaoğlan denilen efsanevi bir liderimiz vardı. İncir çekirdeğini doldurmayan tasarruflara, ince işlere sinek kanadı kadar değeri olmayan meselelere o derece önem verirdi. Evden işe minibüs ile gider gelirdi, pahalı makam arabalarına binmezdi, halkçıydı, öyle halkı düşünür öyle düşünürdü ki destansı bir zattı, devleti emekli maaşlarını ödeyemez hale getirmişti, “deprem dolayısıyla dış yardımlar gelmese maaşları ödeyemeyecektik” dedi. Anayasayı deldirmezdi, pahalı kıyafetler giymezdi, karısı süslenmezdi ama başörtüsüne, kadınlarımızın kadim zamanlardan beri gelen 2000 senelik örtüsüne kılık-kıyafetine o kadar düşmandı ki (bunu da sözde devleti koruma adına yapıyordu), Anayasayı fırlattılar ekonomi çöktü, devlet 46 milyar dolar zarar gördü, ekonominin üçte ikisi gitti. O gün için Rus işgalinden yeni kurtulan Afganistan’ın imarı için 19 milyar dolar para yetiyordu.

Günümüzde bir de dışarıdan bir misal vererek bu meseleye son vermek istiyorum. BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) denilen bir devlet var. Başında Arap olduğu söylenen bir aile var. Dubai denilen çok gelişmiş zengin bir şehri var. 7 büyük Arap aşiretinin birleşmesinden meydana gelmiş, 11 milyon civarında bu nüfusun yüzde 55’i Çinli, Hintli, Filipinli vs, yüzde 25’i diğer ülkelerden gelen Araplar. 1955’de nüfusu 100 bin olan bir uydurma devlet. Yani devlete sahip çıkacak nüfus, genel nüfusun yüzde 20’si, yani bir kışkırtma olursa ülke karışırsa işlenecek cinayetlerin haddi hesabı ölçülemez. Bu devletin başkanı kim? Muhammed bin Zayid Âl-i Nehyan (kukla karakterli bir zat), Başbakanı kim? Muhammed bin Raşid Âl-i Mektum, bunların danışmanı daha doğrusu devleti perde arkasından yöneten kim? Hayim Saban (Yahudi). Arap dünyasının ortasında firavunvari binalar dikmek, Karun tipi zenginleşmek, Amerikan bankalarında servet yığmak, İsrail’e haraç ödemek bunların işi. Peki, bu devletin marşı ne? Allah, el-Vaṭan, er-Re'īs: "Allah, Vatan, Lider…" Tam bir takkiye tam bir uyutma, tam bir yalan. Bu devlet ne ile meşgul? Yemen’i bombalamak, Libya’ya karışmak, Sudan iç savaşını ateşlemek, terörü finanse etmek, İslam coğrafyasında fitne-fesat çıkartmak. Yahudi, bir yerde düzen kurarsa veya yetkiye sahip olursa o devletin iskeletini hamura/çamura çeviriyor.

Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor? Devlet aklını kim yönetiyor, devlet aklı hangi kavramlarla hangi mantıkla ortaya çıkıyor. Bu mantığı kim veriyor?

Bir tarihlerde McKinsey bir Yahudi şirketi Türkiye’ye yönetim metodu tavsiye etmek istiyordu. Türkiye'de faaliyete 1995 yılından beri bu yana sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeyi hızlandırmak için 150'nin üzerinde kuruluşa hizmet verdiğini söylüyor.

Bu kavram yani devlet kavramı, tarihsel ve siyasi felsefede iki temele dayanır:

1. Geleneksel ve dini değerler bakımından; bu anlayışta devletin kaynağı ilahi güce Allah’a dayanır. Onun indirdiği kitaba ve peygamberler üzerinden gelen vahiy ve sünnete dayanır. Devlet, yeryüzünde ilahi düzeni, adaleti ve ahlakı sağlayan mekanizma olduğu için kutsaldır. Bu sebeple devlete itaat etmek, aynı zamanda inancın ve ahlakın bir gereği olarak kabul edilir. İtaatsizlik hoş görülmez.

2. Türk siyasi ve kültürel tarihindeki anlatıma göre; Türk devlet geleneğinde "devlet-i ebet müddet" (devletin sonsuza kadar yaşayacağı) felsefesine dayanır. Bu anlayışa göre; devlet, toplumsal düzenin, birliğin ve bekanın teminatıdır. Bu nedenle devlete verilen değer çok yüksektir ve manevi bir mana taşır. Halkın görevi, milletin birliğini temsil eden devlete itaat etmek ve geçimini temin etmek, buna ilave olarak ilayı kelimetullah aşkı için cihat etmek, cihada iştirak etmektir.

Modern ve Seküler Perspektif (Eleştirel Yaklaşım) Demokratik ve modern hukuk devletlerinde devlet kavramı kutsal değil, işlevsel bir araç olarak tanımlanır. Devlet bir mekanizma ve mekanik bir teşkilat yapısı gibi görülür. Devlet; vatandaşların can, mal ve hürriyet gibi temel haklarını korumakla görevli, halk tarafından oluşturulmuş tüzel bir organizasyon olarak tarif edilir. Bu perspektife göre; devleti kutsallaştırmak, onu eleştiriden uzaklaştırabilir ve vatandaşların özgürlüklerini kısıtlayıcı otoriter sonuçlar doğurabilir. Aslında bu mantığa dayalı devlet nazariyesinde de toplumu kötü yöneten yapının devletin kendisi değil, iktidarı elde tutan otorite sahiplerinin olduğu görülmektedir.

Tarihi anlatıma göre Roma pagan bir devlettir, devlet yönetiminde çok dinliliği kabul eden bir yapı mevcuttur. Roma’da devlet, modern ve seküler perspektif bakış açısına benzer bir yapı ile çalışmaktadır. Kimi imparator, devlete kuvvet ve kudret katmış, kimi nefret yaratmıştır. Mesela bunlardan biri İmparator Caligula’dır. Roma’nın sevilen generallerinden birini (General Prachus olarak da bilinir) çağırır ona şöyle der: “Seni takdir ediyorum. Sen dürüst bir adamsın Prachus. Bu nedenle gerçek bir Romalı olamazsın! Seni vatana ihanetten idama mahkûm ediyorum!”

Yönetim tunç kanundur. İnsan topluluklarının olduğu her yerde yönetim vardır. Bu yönetimin iyi ve kötü olması idareci tabakanın kabiliyetine, bilgisine, dürüstlüğüne ve fedakârlığına bağlıdır. Yönetimde Allah korkusunu kaldırmak, modern ve seküler perspektifin en büyük yanlışıdır.

Demokrasilerde çoğunluk kuralı, hak doğurucu kural olarak ele alınır ancak meseleye derinlemesine baktığınızda bu kuralın da iyiyi-doğruyu bulmakta yanıltıcı bir kavram olduğunu görürsünüz. Çoğunluğu esas alırsanız Atina demokrasisinde olduğu gibi “kadın erkek birlikte hamama gitsin kararı” ittifakla çıkar.

Aslında mutlak özgürlük diye bir kavram da yoktur. İnsan sınırlı bir varlıktır, doğumunu, ölümünü seçemez sağlığını gücünü kudretini kafasına göre kullanamaz. Kollarını çırparak uçamaz. En kudretli yetkilerle donatsanız bile aciz bir varlıktır. Nitekim yukarıda misalini verdiğimiz kudretli Roma İmparatoru Caligula da idam edilerek öldürülmüştür.

Kur'an-ı Kerim'deki Ra'd Suresi'nin 11. ayetinde geçer. Toplumsal değişimin ve ilahi yardımın, insanın kendi iradesine, gayretine ve ahlaki tutumunu düzeltmesine bağlı olduğunu vurgulayan temel bir ilahi kanunu özetler; “Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra'd, 13/11)

Devlet aklı, sonuçta şunu ifade ediyor: Kitap şuuru ve vahiy şuurunu ihtiva eden bilgiye, ahlaka dayalı üstün akıldır. Hikmet aklıdır. Yönetmek bilgi, tecrübe, ahlak, dürüstlük isteyen yüksek bir fazilettir. Bu nedenle devleti ifade eden makamların nötr varlıklar olduğunu şu ifadeden anlıyoruz: “Makamlar kişileri şereflendirmez; kişiler makamlara şeref kazandırır.” Keza Şeyh Edebali'nin öğüdü: "İnsan makama şeref verirse, makamı elden........

© Dikgazete.com