Hak mı, lütuf mu: Nafaka - Gamze Burcu Gül
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesiyle birlikte nafaka tartışmaları yeniden gündeme geldi. Kararın gerekçesi ve ardından yapılacak yasal düzenlemeler ayrıntılı biçimde ele alınacaktır, alınmalıdır da. Ancak bu tartışmada gözden kaçan çok önemli bir nokta var: Bu yalnızca hukuki bir konu değil, aynı zamanda bir eşitlik, sosyal adalet ve sağlık hakkı meselesi.
Nafaka konusunda yıllardır kamuoyuna sunulan tablo, sanki çok sayıda erkeğin yaşamı boyunca yüksek miktarlarda nafaka ödemek zorunda bırakıldığı yönündedir. Oysa gerçeklik bu tablodan oldukça farklıdır. Hükmedilen nafaka miktarlarının büyük bölümü son derece düşük düzeydedir. Dahası, pek çok kadın mahkeme kararıyla hükmedilen o düşük miktarı bile düzenli olarak alamamakta, bunun için uzun ve yıpratıcı mahkeme süreçleriyle boğuşmak zorunda kalmaktadır. Yani artışılan şey, pek çok erkeğin altında ezildiği ağır bir mali yük değil; birçok kadının hukuki mücadeleyle bile güçlükle ulaşabildiği, yaşamını sürdürmek için gereken asgari bir güvencedir.
Buna rağmen tartışmanın odağına kadın yoksulluğu değil, nafakanın kendisi yerleştirilmektedir.
Oysa önce şunu sormak gerekir:
Türkiye’de kadınları nafakaya gereksinim duyar hale getiren koşullar ortadan kalkmış mıdır? Kadınlar erkeklerle eşit ücret alabilmekte midir? Kadın istihdamı erkeklerle eşit düzeye ulaşmış mıdır? Ücretsiz bakım emeği kadınların omuzlarından alınmış, toplumsal olarak paylaşılmış mıdır? Yaygın ve ücretsiz kreş hizmetleri sunulmakta mıdır? Çocuk, yaşlı ve engelli........
