menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

28 4
09.01.2026

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti: Meşruiyet. Bu, Washington’ın AKP’nin meşruiyet krizini bildiğini ve kullanışlı gördüğünü açık eden bir itiraftı. Ancak aynı zamanda çeyrek asırlık AKP dış politikasının da özetiydi. Çünkü AKP’nin dış politikası en başından beri hiç dinmeyen bir meşruiyet arayışının ürünüydü; iç ihtiyaçlar değiştikçe bu arayış dış politikayı da sürekli başka yönlere savurdu.

AKP, aslında ciddi bir siyasi bagajla siyaset yolculuğuna başlamıştı. Kurucu kadroları, Türkiye’de “müesses nizamın” karşıt kutbu olarak görülen; NATO, AB, IMF gibi örgütlere karşıtlıkla ön plana çıktığından, küresel “müesses nizam”ın da pek haz etmediği “milli görüş” geleneğinden geliyordu. AKP, “milli görüş” gömleğini çıkardığını söylese de ulusal ve küresel muhataplara güven vermesi yakıcı bir zorunluluktu.

AKP, bu nedenle, içeride laik düzeni ve ekonomik liberalleşme sürecini tehdit etmeyeceğine ilişkin güven vererek; dışarıda ise “Batı” ile yakın ilişkiler kurarak meşruiyet sorununu aşmaya çalıştı. Bu strateji kısa vadede “başarılı” da oldu. Türkiye’de sermaye çevreleri AKP’nin ekonomi politikalarından memnuniyetlerini dile getiriyor, AB uyum sürecinde yapılan düzenlemeler, Brüksel’de “devrimci” olarak niteleniyordu. AKP’nin demokrasi ve insan hakları vurgulu söylemi ise içeride muhalefeti etkisizleştirmenin, dışarıda ise rıza üretmenin etkili bir aracıydı.

Büyük bir sandık zaferiyle sonuçlanan 2007 seçimleri AKP için daha “iddialı” adımların önünü açtı. Ergenekon-Balyoz gibi kurmaca davalarla, anayasa değişiklikleriyle, iç muhalefetin kurumsal dengeleri altüst edildi. Dış politikada ise 2010’lar,........

© Cumhuriyet