CHP’yi parçalasak da mı dağıtsak parçalamasak da mı saklasak
Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) bir siyasi rejimle yani Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle bütünleştiren anlayış, bugün olduğu gibi 75 yıl öncesinde de onu yok edilmesi gereken bir düşman saymaktaydı. CHP’nin parçalanması, olmuyorsa Atatürk Cumhuriyeti’nin yerine kurulan yeni rejime uyumlu bir muhalefet partisi haline getirilmesi isteniyordu. Okumaya başladığınız bu (uzun ama kolay anlaşılır) makale, o dönemin çok önemli bir tanığı olan Prof. Nihat Erim’in 1213 sayfalık, iki ciltten oluşan günlüklerinden alınan bölümlerden oluşuyor. 1945-50 arasında genç yaşta parlamentoya girerek bakan olan Erim’in, özellikle 1950 genel seçimleri sonrasındaki çok partili yaşama ilişkin özenli kayıtları günümüze ışık tutuyor. CHP’den kopan isimlerle kurulan Demokrat Parti’nin (DP) iktidar olduktan sonra CHP’yi hedefe koyan politikaları, en yakın tanığın kalemiyle aktarılıyor.
Nihat Erim’in 1950 ile 1955 yılları arasındaki günlüklerinin satır aralarından alınanlarla oluşan ve değerli siyasetçinin notlarına sadık kalınarak hazırlanan bu makale şöyle gelişiyor…
Nihat Erim’in, “Tamamen serbest ve dürüst seçimlerin bir şark memleketinde gerçekleşmesinin batılıları çok şaşırttığını” söylediği 1950 seçimleri, ülke tarihinde çok önemli dönüm noktası olacaktı. 29 Nisan 1950 günü yani seçimlerden 17 gün önce CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Güzel Sanatlar Umum Müdürü Necil Kazım Akses’e “Hazır ol Akses sana bu binada Mevlevi ayinleri yaptıracaklar!” demişti. Yılların deneyimli politikacısı İnönü, Demokrat Parti iktidarıyla nasıl bir rejimin işbaşına geleceğini tahmin etmiş olmalıydı...
16 Mayıs 1950 seçimleri Nihat Erim ve arkadaşlarına göre büyük bir sürprizle sonuçlanmıştı. Erim’in deyişiyle, ‘seçim bir anlamda plebisit gibi olmuş, “CHP gitsin” diyenler adayların kimliğine bakmaksızın olduğu gibi DP’ye oy vermişlerdi.’ İnönü seçim sonrası birçok hukuki meselelerle karşılaşılabileceğini söylemiş, kuvvetli avukatların Ankara’da kalmasını istemişti.
Demokrat Partinin ilk işi ezanın Arapça okunmasına müsaade etmek oldu. İkincisi ise ordunun yüksek kademelerinde yapılan değişikliklerdi. Çok sayıda kuvvet komutanı emekli edildi. Sonrasındaki icraatları, İnönü’nün oğlu Ömer’in 1945 yılında karıştığı ölümlü bir kazayı tekrar gündeme getirmek ve bu konuda dava açmak oldu. Bizzat Adalet Bakanı’nın ilgilendiği davada dinlenen yalancı şahit Şaban Civan’ın, sonrasında Demokrat Parti yetkilileriyle yakın ilişkisi olduğu ortaya çıkacaktı.
Genel seçimler sonrası aynı yılın temmuz ayında yapılan muhtarlık seçimlerinde CHP’nin yüzde 70 oranında başarıya ulaşması DP’yi harekete geçirdi. Muhtarların, “CHP’den istifa ettim” demek için DP teşkilatı ve milletvekilleri tarafından zorlandıkları Erim’in notları arasında yer aldı. Belediye seçimleri ise 3 eylülde yapılıyor, Başbakan Adnan Menderes daha sonuçlar açıklanmadan DP’nin yüzde 90 oy oranıyla kazandığını ilan ediyordu. Oysa Erim, CHP’ye gelen sonuçlara göre 640 belediye başkanlığının 265’ini CHP adayları kazanmakta olduğunu yazmıştı. (Aslında her iki taraf da haklıydı; DP yüzde 90 değil ama yüzde 56’lık bir oy oranıyla 600 belediye başkanlığından 560’ını yani yüzde doksanını kazanmıştı. O yıllardaki seçim sistemi böyle bir dağılımı sağlıyordu!)
Erim’e göre, iktidar partisi muhalefeti sindirmek için davalar açmak, ağır mahkumiyetler verdirmek peşindeydi. Bu amaçla gazetelerin kimisi parayla, kimisi milletvekilliğiyle, kimisi de daha başka kombinezonlarla elde edilmiş bulunuyordu. İlk günden beri CHP ve İnönü’den kurtulma arzusunu besliyorlar fakat cesaret edip daha ileri gidemiyorlardı.
18 Aralık 1950 tarihindeki notlarında Erim şöyle diyordu: ‘Denk bütçe’, ‘denk bütçe’ derken şimdiye değin görülmemiş bir açıkla bütçeyi meclise verdiler. Açık şimdilik 230 milyon lira. Hükümet, muhalifler üstünde de çeşitli baskılar yapmakta, adliye kanalından korkutmak için seri halinde davalar açtırmaya kalktılar...
Yaklaşık bir yıl sonra, 9 Haziran 1951tarihli notlarında ise: Atlantik Paktı’na (NATO) girme teşebbüsleri netice vermedi. Kore'de askerimiz ölüyor. Hükümetimiz NATO’ya sırf, “CHP girmek istedi de giremedi. Biz girdik” demek için girmek istiyor. Kore'ye de bu ümitle (NATO’ya alınmak için) asker gönderdi. Menderes meclis açılıp güvenoyu istediği gün muhalefete el uzatıyordu. Gerçekte ise CHP’yi tanımadıklarını söylüyor, onun malını, mülkünü müsadere etmeye çalışıyordu.
Nihat Erim’in 1951 yılı yaz aylarında kaleme aldığı günlüğünde CHP’ye ilişkin şu notlar yer almaktaydı: 12 Temmuz 1951. Adnan (Menderes) kendisini Atatürk’ün halefi saymaya başladı ve yakınları........
