menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Orbán kaybetti ama Avrupa’nın en sağcı parlamentolarından biri kuruldu"

27 0
13.04.2026

Macaristan’da dün (12 Nisan) yapılan genel seçimler, 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının sona ermesiyle sonuçlandı. Péter Magyar liderliğindeki Saygı ve Özgürlük Partisi (Tisza) seçimi açık ara önde tamamladı.

Seçim sonuçları, yalnızca bir iktidar değişimini değil, Macaristan’da uzun süredir biriken ekonomik hoşnutsuzluğun, yolsuzluğa yönelik tepkinin, göçmen karşıtı, kadın ve LGBTİ düşmanı politikalar ile grev hakkını sınırlayan emek karşıtı düzenlemelere yönelik itirazın da sandığa yansıdığını gösterdi. Peki, Orbán iktidarına son veren Magyar ve partisi Tisza, beklentilere yanıt verebilecek mi?

Macaristanlı serbest gazeteci Daniel Thorpe’a göre, yeni parlamentoda yer alacak üç partinin üçü de sağ partiler olacak ve bu tablo, 21. yüzyıl Avrupa’sında belki de en sağcı parlamentolardan birinin kurulacağı anlamına geliyor. Orbán’ın Fidesz Partisi’nin sistemi içinde, onun siyasi kültürüyle yetişmiş bir isim olan Magyar’ın köklü bir değişim sağlayıp sağlayamayacağı ise belirsizliğini koruyor.

Thorpe ile seçim sonuçlarını, Orbán yönetimine itirazları, Péter Magyar’ın nasıl bir siyasi hat temsil ettiğini ve seçim sonrasında ortaya çıkan yeni tabloyu konuştuk.

ORBÁN YENİLGİYi KABUL ETTİ

Macaristan | Orbán'ın "tek adam" rejimi yıkıldı: Péter Magyar'ın TIZSA partisi sandıkta yüzde 50'yi aştı

“Hayat pahalılığı ve yolsuzluk belirleyici oldu”

Macaristan halkı 16 yıllık Orbán dönemine hangi başlıklar üzerinden itiraz etti?

16 yılın ardından Başbakan Viktor Orbán’ın kaybetmesinin arkasında tek bir faktör yok. Birçok faktör var. Bunlardan biri ekonomi. Son dönemde hayat pahalılığı ve diğer ekonomik sorunlar, herkesin dile getirdiği itirazların başında geliyor.

Diğer bir faktör ise yolsuzluk. Neredeyse tüm devlet kurumlarına bulaşan yolsuzluk iddiaları, hatta bir dizi doğrulanmış vaka, özellikle gençler arasında ama genel olarak halk nezdinde büyük tepkilere nedeni oldu.

Orbán’ın iç politikasına da bakmak lazım. 2015’ten bu yana Orbán’ın stratejisini bir “düşmanlık politikası” olarak tanımlayabiliriz. 2015’teki göçmen krizinde Başbakan Orbán, Avrupa’nın en mülteci karşıtı lideri olarak öne çıktı. Özellikle Ortadoğu’dan gelen Müslüman göçmenlerin Macaristan’a girerek ülkenin toplumsal ve kültürel yapısına zarar vereceğini, kendisinin de buna engel olacağını öne sürdü. Sonra döneme göre farklı farklı düşmanlar seçti.

Önce mülteciler vardı, ardından Macar kökenli milyarder George Soros geldi. Ondan sonra Brüksel’deki Avrupa Birliği’nin liberal bürokratları; Ursula von der Leyen gibi, Donald Tusk gibi isimleri hedef aldı. Sonra sıra LGBT ’lara geldi. Seçim kampanyası döneminde ise ana muhalefet lideri Péter Magyar’dan daha fazla hedef aldığı kişi Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy oldu. Seçmenlere şöyle dedi: Eğer bana oy vermezseniz, muhalefet kazanır ve sizi de Ukrayna’daki savaşa dahil eder. Burada şunu da kaydetmek lazım: Avrupa Birliği içinde Viktor Orbán, muhtemelen Rusya lideri Vladimir Putin’e en yakın lider konumunda.

“Magyar, merkez sağda konumlanıyor”

Péter Magyar ve partisi Tisza’yı nasıl tanımlamak........

© Bianet