Nusaybin'de işkence gören D.K.'nin tutukluluğuna itiraz: "Derhal tahliye edilmeli"
Rojava'ya yönelik saldırıları protesto etmek amacıyla Mardin'in Nusaybin ilçesindeki eylemlere katılan D.K. gözaltına alınmış ve işkence görmüştü. D.K., beyin kanaması riskinin devam etmesine rağmen Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderilmişti. Oradan Diyarbakır Cezaevi'ne sevk edilen D.K., cezaevi yönetimi tarafından durumu riskli bulunarak hastaneye sevk edildi.
D.K.'nin Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tedavisi sürerken, avukatı Berivan Orhan itiraz dilekcesini Mardin 1. Sulh Ceza Hakimliği'ne sundu.
Orhan, itiraz dilekçesinde sorgu hakimliğinin kararında bir yandan "kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu"nu kayda düşerken; diğer yandan "delillerin toplanmakta olduğu ve bu hususa ilişkin işlemlerin halihazırda devam ettiği" yönünde değerlendirme yaptığını hatırlattı. Orhan, bu iki gerekçenin birbirini dışlayan, çelişkili ve hukuken kabul edilemez nitelikte olduğunu belirtti.
Dilekçede, "Deliller henüz toplanma aşamasındaysa, kuvvetli suç şüphesinin varlığını ortaya koyan somut delillerin bulunduğundan söz edilmesi mümkün değildir" denildi. Henüz toplanmamış, değerlendirilmemiş ve doğrulanmamış deliller üzerinden 'kuvvetli suç şüphesi' varsayımıyla tutuklama kararının verilmesinin Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 100. maddesinin açık ihlali olduğu belirtildi.
Dosya kapsamında "somut delil" olarak gösterilebilecek tek unsurun olay yeri tutanakları olduğunu söyleyen Orhan, bu tutanakların müvekkiline "işkence ve kötü muamelede bulunduğu sabit olan kolluk görevlilerince" düzenlendiğini hatırlattı:
"Müvekkilin maruz kaldığı işkenceye ilişkin görüntüler mevcut olup, bu husus müvekkilin alınan ifadeleriyle de birebir örtüşmektedir. İşkence iddialarının bu denli güçlü ve belgeli olduğu bir dosyada, işkence uygulayan kolluğun düzenlediği tutanakların objektif, güvenilir ve hukuka uygun delil olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İşkence altında elde edilen deliller ve bu sürecin ürünü olan tutanaklar, Anayasa m.17 ve CMK m.148 gereği mutlak surette hükümsüzdür."
Dilekçede, ayrıca "tutuklama, hukuki bir tedbir olmaktan çıkmış; müvekkilin yaşamını ve sağlığını ciddi biçimde tehlikeye atan bir cezalandırma aracına dönüşmüştür" denildi.
Dilekçede, D.K.'nin 'bayrak indirme' görüntüleriyle hedef alınmasına ilişkin ise şöyle denildi:
"Somut dosyada tutuklama kararının, dosya kapsamındaki hukuka uygun ve somut delillere değil, müvekkile işkence uygulayan kolluk görevlilerinin bu işkenceyi meşrulaştırmak ve örtbas etmek amacıyla bizzat kendileri tarafından oluşturulan bir toplumsal algıya dayandığı anlaşılmaktadır. Nitekim müvekkile işkence uygulanırken çekilen ve sonrasında sosyal medyada yayılan görüntülerin, işkenceyi uygulayan kolluk görevlisi tarafından kayda alındığı, bu suretle hem işkencenin belgelendiği hem de müvekkilin sınır hattında Türk bayrağının indirilmesine ilişkin olaylarla ilişkilendirilerek kamuoyunda suçlu profili yaratılmaya çalışıldığı görülmektedir."
Avukat Orhan, bu kapsamda müvekkili hakkında yürütülen sürecin "somut ve hukuka uygun delillere değil, toplumsal infiale, sosyal medya üzerinden bilinçli biçimde oluşturulan algıya, kamuoyunda yaratılan linç atmosferine ve siyasi ya da duygusal reflekslere dayalı bir kriminalizasyon sürecine" dönüştüğünün altını çizdi.
D.K.'nin sağlık durumuna ilişkin ise "Hakkında verilen tutuklama kararı, kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan hukuka uygun ve güvenilir somut deliller bulunmaksızın, yalnızca katalog suç karinesine dayalı, şablon ve gerekçesiz bir değerlendirme sonucunda verilmiştir" ifadeleri kullanıldı.
Dilekçede yaşanan hak ihlallerine ilişkin şunlar belirtildi:
"Tutuklama tedbirinin son çare olma, ölçülülük ve zorunluluk ilkeleri somut olayda tamamen göz ardı edilmiş. Bununla birlikte, müvekkilin yakalanmasından itibaren maruz kaldığı ağır işkence, bu işkence sonucu oluşan hayati tehlike arz eden yaralanmaları, sağlık raporları ve görüntülerle sabit olmasına rağmen hastaneden taburcu ettirilerek ifade ve sorgu işlemlerine tabi tutulması; adliye koridorlarında acı içinde bekletilmesi, kusmasına rağmen tıbbi müdahaleden yoksun bırakılması ve bu koşullar altında tutuklama kararı verilmesi, hukukun ve insan onurunun açık ihlalidir."
Ayrıca, "Bugün gelinen aşamada müvekkilin yoğun bakımda yaşam mücadelesi veriyor olması, tutuklama kararının ne derece haksız, ölçüsüz ve telafisi imkansız sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğunu açıkça ortaya koymaktadır" denildi.
İtiraz dilekçesinin 'sonuç ve talep' kısmında ise şu ifadeler yer aldı:
"Tutuklama tedbiri, bu dosyada bir koruma tedbiri olmaktan çıkmış; müvekkilin yaşam ve sağlık hakkını doğrudan tehlikeye atan bir cezalandırma aracına dönüşmüştür. Devletin, gözetimi altındaki kişilerin yaşamını ve sağlığını koruma yönündeki pozitif yükümlülüğü bu olayda açıkça ihlal edilmiştir. Bu koşullar altında tutukluluğun devamı, Anayasa’nın 17, 19 ve 56. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2, 3 ve 5. maddelerine açıkça aykırıdır.
Açıklanan tüm nedenlerle;
(AB)
Suriye’de yaşanan çatışmalar ve ağır kış şartları nedeniyle Rojava’da derinleşen insani krize karşı yardım çağrıları sürüyor.
SDG'nin bazı bölgelerden çekilmesi ve müzakerelerin tıkanmasının ardından bir süredir geçici Suriye hükümeti ve ona bağlı güçlerin kuşatması altında olan Rojava'da günlerdir su, elektrik, internet ve iletişim hatları gibi temel hizmetlerin kesilmiş durumda.
Ayrıca Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) başta olmak üzere insan hakları örgütleri, "büyük bir insani felaket" uyarısında bulunarak, kent sakinlerinin ciddi gıda, ilaç ve bebek maması sıkıntısı ile karşı karşıya olduğunu bildirdi.
Çağrılar devam ederken Suriye'nin resmi haber ajansı SANA, hem Kobanî'ye hem de Haseke kentine yönelik birer insani koridor açtı. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından organize edilen, 24 tırdan oluşan insani yardım konvoyu Halep ilinden yola çıkarak Kobanî'ye giriş yaptı. Barzani Yardım Vakfı (BCF) da Rojava’ya bir insani yardım konvoyu ulaştırdı.
Öte yandan Kobani’ye ulaştırılmak üzere İHH 6 TIR, AFAD ve Kızılay ise 11 TIR yardımı yola çıkardığını duyurdu. AKP Sözcüsü Ömer Çelik ise, AKP MKYK toplantısı sırasında Kobanî'ye 11 tır insani yardım gönderildiği bilgisini paylaştı:
"Orada insani bir durum var. Şartlar ne olursa olsun Suriyeli Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin yanındayız. Suriye hükümeti ile birlikte, onların açtığı insani koridorlardan ilk aşamada 11 tır gönderdik. bu yardımlar kesintisiz bir şekilde devam edecek. Oradaki Kürt kardeşlerimizi olumsuz koşullarda bırakmayacağız."
Mevcut koridorlardan yardımlar sürerken Rojava’da derinleşen insani krize karşı uluslararası ve yerel kurumlardan 'acil yardım' çağrısı yapıldı. Türkiye'den yapılan açıklamalarda ise Suriye sınırında bir koridor daha açılması istendi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Yerel Yönetimler Kurulu: "Bizler Demokratik Yerel Yönetimler Kurulu olarak, tüm belediyelerimizle birlikte bu ağır tabloya karşı insani ve ahlaki bir sorumlulukla seferberlik hali başlatmış bulunuyoruz. Belediyelerimiz, kent konseyleri ve demokratik kurumlarla birlikte Rojava halkının acil insani yardım taleplerini karşılamak için tüm imkanları seferber etmekte, kapsamlı bir hazırlık sürecini yürütmektedir. Belediyelerimiz bu süreçte üzerlerine düşen sorumlulukları eksiksiz bir biçimde yerine getirecektir.
Toplanan yardımların hızlı bir şekilde Rojava halklarına ulaştırılması adına ilgili makam ve merciler insani yardım koridorlarını açmalı, bu yaşamsal........
