Eurostar ve Ankara YHT Karşılaştırma
Geçende bir vesile ile Eurostar trenleri ile Londra-Paris arasında yolculuk fırsatım oldu. Bu yazının amacı, Eurostar ile bizdeki İST-ANK Yüksek Hızlı Treni’nin kullanım izlenimlerini karşılaştırmak ve iyileştirme önerilerini politika yapıcılarımızın değerlendirmesine sunmaktır. Öncelikli tespitimiz, iki tren de Alman Siemens Velaro modeli. Bu hatlarda farklı tren setleri de kullanılabiliyor ancak Velarolar ortak olanlar. Az çok aynı olan bu trenleri bu sayede karşılaştırmak kolaylaşıyor. Kabin boyutları, koltuklar, vagonlar, lokomotif gücü vs. benzer olmasını beklemek gerekir.
Eurostar ile Londra-Paris yolculuğunda köstebek gibi gidiyorsunuz. Yani büyük şehirlere girip çıkarken ve denizi geçerken yeraltına dalıyor, onun haricinde yüzeyden gidiyor. Toplam 2,5 saat içinde 490 km aşıyorsunuz (ray mesafesi 490 km, kuş uçuşu mesafe 343 km) ve Londra merkezinden Paris merkezine varıyorsunuz. Aradaki deniz kısmı hariç dümdüz, dağ tepe olmayan bir coğrafyadan geçiyorsunuz. Bilet fiyatları uçak biletinden yaklaşık 2 kat pahalı. Demek şehir merkezleri arasında doğrudan ulaşım ve ilave konfor karşılığında bu ilave parayı ödemeye razı bir tüketici talebi mevcut. Trenler full çekiyor.
Eurostar treni 16 vagondan oluşuyor, 400 metre uzunluğunda ve 900 yolcu taşıyor. Bizim İstanbul-Ankara YHT trenindeki iş modeli ihtiyaçlardan dolayı farklı tasarlanmış. Tren daha kısa tutulmuş ve uzun trenler ile seyrek seferler yerine daha çok sayıda tren ile daha sık sefer yapma stratejisi benimsenmiş. Bizimkinin uzunluğu Eurostar treninin yarısı kadar, yolcu kapasitesi de haliyle yarısı kadar.
Bizim tren, İST-ANK arası 4,5 saatte 530 km ray mesafesini kat ediyor. İstanbul-Ankara arası malum dağlık bölgeler, tüneller var, tren düz rotada uzunca gidemiyor, Eskişehir üzerinden gidiyor filan... Yani tam mesafe ve hızı karşılaştırmak doğru olmaz, şartlar farklı. Paris ve Londra arasında denizi saymazsak dağ filan yok, dümdüz ova geçiliyor.
Öneriler:
Eurostar’da bavul için ağırlık sınırı konmamış. Tartı da yok zaten. Kim ne kadar kendi bavulunu taşıyabilirse o kadar “buyursun getirsin” felsefesi var. Boyut olarak çok büyük bavulları da kabul ediyorlar. Herkes kendi bavulunu kabin içine taşıyor, büyük bavulları kapı kenarındaki bavul bölmelerine, küçüklerini koltuk tepesindeki açık sepetlere koyuyor. Boyundan büyük bavul getiren bazı teyzeler, etraftaki yolculardan bavulu kaldırma konusunda yardım rica ediyorlar. Bizim trenlerde ise nedense ağırlık ve bavul ölçü sınırlaması getirmişler. Belki bizimkiler de bu politikayı değiştirmeli, ağırlık sınırını kaldırmalı, büyük bavula izin vermeli. Sonuçta tren bu, uçak değil ki, ağırlık ve boyut derdi yok.
Bizimkiler kabin içinde koltuk tepelerine nedense uçak kabini gibi açılır kapanır kapaklı bölmeler yapmışlar. Sanki tren türbülansa girer de ters dönerse bavul düşmesin diye… Eurostar’da ise tepe kabinler “açık sepet” gibi. İçine istediğin bavulu atıyorsun. Derinliği de uzun yani yan yana daha çok bavul konabiliyor. Açık olması herkesin işine geliyor, yer var mı diye açıp bakmaya gerek olmuyor, tüm eşyalar ortada zaten. Bomba paketi/terör riski de azalıyor. Bizimkiler bu tasarımı değerlendirmeliler.
Eurostar’da oturulan koltukların sırt kısımları çok yüksek. Yani öndekinin kafasını göremiyorsunuz, koltuk önünüzde duvar gibi yükseliyor. Bizim trenlerde ise koltuklar alçak olduğundan daha bir uçak kabini havası var. Belki burada da değişiklik yapmalıyız çünkü yüksek koltuk........
