Eğitimde 4+4+4 yerine 6+4+2 formasyonu önerisi
Devir değişti. Gelin okul sistemimizde bir reform yapalım. Hatta elimizi korkak alıştırmayalım, büyük bir reform, bir devrim yapalım. Hızla değişen dünyaya ayak uydurabilecek, geleceğe uyumlu bir eğitim modeli tasarlayalım.
Yeni Model ile gelecek değişiklikler:
1) İlkokullarımıza sıfırıncı seneyi ekleyelim. Yani birinci sınıf öncesi anaokulu sınıfı koyalım.
2) İlkokullarımızı altı seneye çıkartalım.
3) Zorunlu eğitimi 10 seneye indirelim; yani altı senelik ilkokul sonrasına dört sene ortaokul koyalım.
4) Ortaokul sonunda, yani zorunlu eğitim dönemi sonunda çocuklara seçtikleri derslerin her birinden sınav yapalım ve mezuniyet diplomalarını verelim.
5) Ortaokul sonrasında iki sene tercihe bağlı yüksekokul koyalım. Bu yüksekokul, üniversiteye hazırlık ayarında uzmanlaşma sağlayan, az ders seçilen bir okul olsun ve sonunda her dersten sınav yapalım ve mezun edelim. Üniversite istemeyip mesleki uzmanlık isteyenler ise yine iki senelik meslek yüksekokuluna gitsinler.
6) Üniversiteleri üç seneye düşürelim. Üniversite girişi için yüksekokul sonundaki sınavların ve ortaokul sonundaki sınavların notlarının ortalamasını esas alalım.
Nasıl geliyor bu değişiklikler kulağa? Gelin biraz detaylara girelim.
Bunun sebebi açık. Aileleri anaokulu masrafından kurtarmak ve özellikle annelerin iş hayatına dönmesini hızlandırmak. Ayrıca çocuk gelişimi için faydalı olduğu genel kabul görmüş olan anaokulu sistemini ülkemizin tamamına yaymak. Bu maddeye herhalde kimse itiraz etmez. Evet, devlet babaya bu işin biraz masrafı olacak ama o bütçeyi üniversiteden kısacağımız seneden fazlasıyla sağlayacağız. Bu sıfırıncı seneye “hoş geldin senesi” diyelim. “Sıfırıncı sene” demekten daha sevimli.
Bunun gerekçesi ilk okuyuşta bariz olmayabilir, biraz açıklamaya muhtaç bir konu. İlkokula çocuk 6 yaşında başlarsa, 6 sene okursa 12 yaşında ilkokul bitecek. Bu yaş dönemi ergenlik dönemi sayılır, yani çocukların biyolojik değişiklik döneminde onları bir üst okul grubuna çıkartıyoruz.
Ayrıca ilkokullar malum ülke sathına en yaygın ve en küçük okullardır. Her mahallede olurlar ve okula çocuklar velileri ile yürüyerek veya kısa bir araba sürüşüyle kolayca ulaşabilirler. Bu lojistik konforu 6 sene sürdürebilmek ailelere zaman ve para tasarrufu sağlar. Çocuklar da yolda az zaman harcarlar. Uzayan ilkokul ile mahalle arkadaşları ve dolayısıyla mahalle içi sosyal dayanışma gelişir.
Yani mümkün olduğunca çok sene, çocuğu evine yakın olan okulu civarında tutuyoruz. 13 yaşında ilkokul sonrasında ise çocuk nispeten tanımlı ve güvenli yolları kendi başına veya arkadaş grubuyla belirli saatlerde yürüyebilir hale geliyor ve daha uzakta olan, daha büyük olan ortaokula erişimini kendi başına, belki servisle yapabilir hale gelecek. Bu durum ise devlete daha merkezi yerlerde, daha büyük, daha çok spor, akademik ve mesleki imkânlar sunabilen donanımlı ortaokullar yapma imkânı verecek.
Bunun gerekçesi hayli barizdir. Eğitim denen olay günümüzde hayat boyu eğitim hâline gelmiştir. 12 senelik eğitim de zaten yeterli değildir. Bu bağlamda bu işin zorunlu tutulması makul olan kısmı 10 sene, yani 16 yaş seviyesidir.
Ülkemiz ayrıca nüfus krizi ile karşı karşıyadır. Zorunlu eğitimi 10 seneye düşürerek evlilikleri öne çekmek ve nüfus artışına izin vermek makuldür. Evlilikten, çocuktan ve bir dönem iş hayatından sonra da pekâlâ yüksek eğitim kapıları kadın ve erkeklere açıktır. Sistemi böyle kurunca zaten ortaokulu, yani ortaöğretimi 4 sene yapmış oluyoruz; bu da müfredat açısından gayet makuldür ve çok güzel yönetilebilir.
Bu durum da önerilen yeni sistemin doğal sonucudur. Çocukları 16 yaşında zorunlu eğitimden mezun ederken elbette seçtikleri derslerden seviye sınavları yapılması gerekir. Sonucunda diplomaları verilir ve mezun edilirler. Bu sınav sonuçları da ileride üniversite giriş sisteminde değerlendirmeye alınmalıdır.
Çocukları 16 yaşında mezun ettik. Üniversite ise tüm dünyada olduğu gibi 18’de başlayacak. Arada iki sene kalıyor. Gelin bu iki sene yüksekokul koyalım. Tercihe bağlı olsun, isteyen devam etsin, istemeyen etmesin.
İki tip yüksekokul olsun: Mesleki ve Akademik. Mesleki olanlar elektrik, mekanik, denizcilik, marangozluk, turizm işletmesi, bilgi işlem uzmanı, yazılımcı, kaynakçı vs.
Akademik olanlar ise üniversiteye açılan kapı olsunlar. Bu yüksekokullarda çocuklar az sayıda uzmanlaşacakları dersleri derinlemesine öğrensinler ve iki senenin sonunda yine her dersten sınavlara girsinler.
Mesela çocuk mühendis olmak istiyor. Ortaokulda da matematik ve fizik derslerini tercih etmişti. Yüksekokulda ileri matematik, ileri fizik ve bilgisayar bilimleri derslerini seçti. Sadece bu üç dersin dibine kadar indi, küçük Albert Einstein oldu. İki sene sonunda ileri matematik dersinden geçmek için ikişer saatten iki ayrı sınava girdi. İleri fizik için aynı şekilde ikişer saatten iki sınava girdi ve bir not ortalaması oluştu. Böylece artık üniversite başvuruları için hazır. Üniversite tercihlerinde mühendislik bölümlerini sıraladı. Ortaokul ve yüksekokul ortalamalarına göre oluşan puana göre ilgili mühendislik bölümüne girdi.
Önceki örnekten devam edersek elimizde iki sene ileri matematik, fizik okumuş, bilgisayar öğrenmiş küçük Einstein var. Artık bu çocuğu üniversite diploması için 4 sene okutmak biraz ayıp olur. Zaten temel mühendislik gereksinimi olan matematik ve fizik derslerini almış. Artık biraz daha bu konuları ilerletip ne mühendisi olacaksa onun derslerini alması gerekli. Bu iş 3 senede biter.
Sadece mühendislik için değil, tüm alanlarda bu sistem çalışır. Elbette tıp konusunu ayırıyorum. Tıp için yine 3 senede bir temel tıp diploması verilir, üzerine kaç seneyse uzmanlığa devam eder. Yani bugün 4 senede verilen tüm diplomalar 3 senede temel lisans diploması olarak verilir hale getirilebilir.
Ne kazanacağız?
Kabaca önerdiğimiz model budur. Bu sistem ile hızla değişen dünyanın gerektirdiği uzmanlıkları daha hızlı üretebilecek bir okul sistemi kuruyoruz. Elimizde 16 yaşında iyi matematik, fizik, Türkçe bilen gençler var. 2 sene de yüksekokul okuyacaklar. İşte bu iki sene, aslında gelişen dünyanın gerektirdiği, hızla değişen, uzmanlaşmış yetkinlikleri yetiştirmek için uygun olan dönemdir.
Yüksekokullar bir ortaöğretim okul kampüsünde yer alan ayrı bir bina da olabilir, şehrin başka yerinde belirli alanda uzmanlaşma sağlayan bambaşka bir kampüs de olabilir.
Misal yapay zekâ ile ilgili yeni bir teknoloji oluştu ve çok sayıda uzmanın hızla yetiştirilmesi lazım. İşte bu iki senelik kurumlar bu ihtiyacı da karşılayacak. Bugün bu ihtiyacı mevcut lise sistemi içinde çözemeyiz. 4 senelik üniversite ile bu işin yapılması da en az iki sene kaybettirir. O iki senede kim bilir daha ne teknolojiler çıkacak.
Yüksekokul modelinde hızla yetiştirebileceğimiz uzmanlıklar 18 yaşında hazır olacak. Üniversitede ise 22 yaşında hazır olacak. Bu da önemli farktır.
Lise son sınıfta bizim öğrenciler dershane olayına başlarlar. Bu problemi de çözdük çünkü üniversite girişi için 2 tane değil artık 15’ten fazla derinlemesine sınav var ve çoğu da ortaokul sonunda. Yani sistem düzenli çalışmayı destekliyor, test sorusu odaklı dershaneciliği değil.
Son olarak çözdüğümüz konu ise millî eğitimimizin yabancı eğitim sistemlerinin müfredat olarak önüne geçmesi olabilir. En azından geride kalmayız. Misal bugün bizde liseyi bitiren çok parlak bir genç yurt dışına üniversiteye gitse, birçok ülkede sene kaybı yaşayacak; çünkü birçok ülkede ortaokuldan sonraki iki sene verilen yetkinlikler Türkiye’deki yetkinliklerin ilerisinde oluyor.
Ayrıca test sistemine göre yetişmiş gençler, karmaşık problemleri çözme konusunda yetersiz kalabiliyor. Önerilen modelde bu sorun da aşılacak.
Vurgulamamız gereken diğer konu şudur: Gelişmekte olan ülkelerde profesyonel ihtiyaçlar daha çok sertifika eğitimlerine kayıyor. Kurumsal şirketler artık ihtiyaçları olan uzmanlığın sertifika ile tasdikini talep ediyorlar. Üniversite eğitimi yeterli uzmanlığı birçok kadro için........
