menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ahmedinejad’ın O Sözleri Bir “İtiraf” mı?

52 0
14.08.2026

İran’ı itibarsızlaştırmak isteyen bazı çevreler, yıllardır aynı komplo anlatısını tekrarlıyor: İran’ın kamuoyu önünde ABD’ye karşı çıktığı, perde arkasında ise Washington’la birlikte hareket ettiği ileri sürülüyor. Bu iddianın başlıca “kanıtlarından” biri olarak da MahmudAhmedinejad’ın 2009 yılında Afganistan ve Irak hakkında söylediği birkaç cümle gösteriliyor.

Ahmedinejad’ın sözleri bağlamından koparılarak İran’ın Afganistan ve Irak’ın işgalinde ABD’ye askerî yardım sağladığı, Amerikan ordusuyla ortak hareket ettiği veya bu savaşların stratejik ortağı olduğu öne sürülüyor. Oysa hem konuşmanın siyasi bağlamı hem de sahadaki somut gerçekler böyle bir yorumu desteklemiyor.

Öncelikle temel bir ayrım yapmak gerekir: İran ile ABD arasında zaman zaman belirli dosyalara ilişkin sınırlı ve dolaylı temasların gerçekleşmiş olması, iki ülke arasında stratejik işbirliği bulunduğu anlamına gelmez. ABD ile İran’ın 7 Nisan 1980’den beri resmî diplomatik ilişkisi yoktur. ABD’nin bugün İran’da faal bir büyükelçiliği veya konsolosluğu bulunmamaktadır; Amerikan çıkarları İsviçre tarafından “koruyucu güç” sıfatıyla temsil edilmektedir. Dolayısıyla söz konusu olan, normal diplomatik ilişkiler içinde yürütülen düzenli bir ortaklık değil; kriz dönemlerinde belirli güvenlik ve insani meselelerle sınırlı, geçici ve dosya bazlı temaslardır.

Ahmedinejad neyi eleştiriyordu?

Ahmedinejad söz konusu açıklamayı 2009 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde, Tahran’da düzenlenen ilk resmî seçim konuşmalarından birinde yaptı. Bu bir uluslararası müzakere masasında yapılmış “itiraf” değil; iç politika ve seçim rekabeti bağlamında, kendisinden önceki Muhammed Hatemi yönetiminin dış politika anlayışına yöneltilmiş bir eleştiriydi.

Ahmedinejad, Hatemi döneminin “gerilimi azaltma” politikasını hedef alıyor; Batı’ya verilen tavizlerin ve atılan uzlaşmacı adımların İran’a hiçbir stratejik kazanç sağlamadığını savunuyordu. Bu bağlamda şöyle diyordu:

“Afganistan’da kendileriyle işbirliği yapıldı, Irak’ta kendileriyle işbirliği yapıldı, nükleer konuda dayattıkları her şey kabul edildi. Sonra Bay Bush çıkıp küstahça ‘İran şer eksenidir’ dedi…”

Buradaki “işbirliği” kelimesi askerî ittifak, ortak savaş veya işgale katılım anlamına gelmiyordu. Ahmedinejad aynı cümlede nükleer dosyayı da anıyordu. Nükleer alandaki “işbirliği”, İran’ın ABD ile birlikte üçüncü bir ülkeye saldırması değil; Hatemi döneminde uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin geçici olarak askıya alınması, ek denetimlerin kabul edilmesi ve Avrupa ülkeleriyle yürütülen uzlaşma girişimleriydi.

Dolayısıyla Ahmedinejad’ın asıl mesajı şuydu: İran Afganistan ve Irak dosyalarında sınırlı diplomatik kolaylıklar sağlamış, nükleer konuda da geri adımlar atmıştı; buna rağmen George W. Bush, 29 Ocak 2002’de İran’ı “şer ekseni”ne dâhil etmişti. “işbirliği” tanımı nükleer konudan ne olduğu net anlaşılıyor. Ahmedinejad bu sonucu, Hatemi’nin uzlaşmacı politikasının başarısızlığının kanıtı olarak sunuyordu.

Başka bir ifadeyle bu sözler, ABD ile gizli bir ortaklığın övülmesi veya itiraf edilmesi değil; Washington’a güvenilerek yapılan sınırlı açılımların karşılıksız kaldığı yönündeki sert bir iç politika eleştirisiydi.

Temas başka, stratejik ortaklık başka

Devletler, aralarında diplomatik ilişki bulunmasa ve birbirlerini tehdit olarak görseler bile savaş, sınır güvenliği, esirler, mülteciler veya bölgesel istikrar gibi zorunlu konularda dolaylı biçimde görüşebilir. Bu tür temaslar tek başına müttefiklik doğurmaz.

İran’ın ABD’nin askerî ortağı olduğundan söz edebilmek için Tahran’ın Washington’a şu imkânlardan en azından bazılarını sağlamış olması gerekirdi:

İran topraklarında askerî üs veya ortak komuta merkezi,
Amerikan savaş uçaklarına saldırı amacıyla hava sahası ve yakıt ikmali,
ABD ordusuna silah, mühimmat ve lojistik destek,
Amerikan kuvvetleriyle birlikte savaşan İran birlikleri,
ortak hedef belirleme ve bombardıman koordinasyonu,
NATO veya ABD komutası altında yürütülen ortak operasyonlar,
Afganistan ya da Irak işgal koalisyonuna resmî katılım.
Bunların hiçbiri gerçekleşmedi. İran ne Afganistan’da ne de Irak’ta ABD öncülüğündeki işgal koalisyonuna katıldı; Amerikan ordusuna üs vermedi, asker göndermedi ve topraklarını bir saldırı koridoruna dönüştürmedi.

O hâlde yaşananları “stratejik işbirliği” diye tanımlamak, diplomatik temas ile askerî ittifak arasındaki farkı bilinçli biçimde silmektir.

İran neden Taliban’ı savunacaktı?

Bazı yorumcular, ABD’nin Afganistan müdahalesini yalnızca “ABD ile Müslümanlar arasındaki savaş” biçiminde sunarak İran’ın Taliban yönetimini koruması gerektiğini ileri sürüyor. Oysa İran ile Taliban arasındaki düşmanlık 11 Eylül 2001’den çok önce başlamıştı.

Taliban, 1990’lı yıllarda İran’ın desteklediği Kuzey İttifakı ile savaşıyor ve özellikle Şii Hazaraları ideolojik düşman olarak görüyordu. Ağustos 1998’de Mezar-ı Şerif’in ele geçirilmesinin ardından Hazara sivillerine karşı büyük katliamlar gerçekleştirildi. Aynı saldırı sırasında İran Başkonsolosluğu basıldı; dokuz İranlı diplomat ile IRNA muhabiri MahmudSaremi........

© Aydınlık