menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mekke Anlaşmasını nasıl okumalı?

21 0
08.08.2026

Mekke’de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in attığı imzayı, üç ülke arasında sıradan bir savunma işbirliği olarak okumak mümkün değil. Zira anlaşmanın en dikkat çekici hükmü, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üçüne birden yapılmış sayılacağını söylüyor. Cümlenin ağırlığı ortada. Fakat asıl mesele, bu üç ülkenin bugün neden birbirlerinin güvenliğini kendi güvenliklerinin parçası haline getirme ihtiyacı duyduğunda saklı.İlk bakışta NATO’nun 5. maddesini çağrıştıran bu hüküm, “yeni bir NATO” kurulduğu anlamına gelmiyor. Nitekim ortada henüz NATO’daki gibi müşterek komuta, yerleşik askeri planlama ve onlarca yıllık kurumsal bir yapı yok. Üstelik anlaşmanın bütün ayrıntıları da kamuoyuna açıklanmış değil. Hal böyleyken, “Müslüman NATO” gibi tumturaklı tanımlamalar yapmak kolay; fakat dış politika, hele böylesine kırılgan bir coğrafyada, sloganlardan biraz daha fazla ciddiyet istiyor.Türkiye açısından ise imzanın anlamı daha farklı. Ankara zaten NATO’nun kolektif savunma şemsiyesi altında. Dolayısıyla Mekke’de aradığı şey yalnızca “bizi kim koruyacak?” sorusunun cevabı olamaz. Bana kalırsa Türkiye’nin yaptığı, son yıllarda giderek daha belirgin hale gelen arayışının bir başka tezahürü. Diğer bir deyişle;Batı’nın içinde kalırken güvenliğini, ekonomisini ve bölgesel nüfuzunu yalnızca........

© Anayurt