Dijital konfor, psikolojik yoksulluk
Beklemek, aramak, sormak ya da yüz yüze gelmek giderek gereksiz görülüyor. Bu kolaylıklar gündelik hayatı hızlandırırken konforumuzu da artırıyor. Ancak bu artan konforun çoğu zaman gözden kaçan bir bedeli var: psikolojik derinliğin ve içsel dayanıklılığın zayıflaması. Her şeyin “kolay” olduğu bir dünyada, insanın zor olanla kurduğu ilişki giderek kopuyor.
Konfor, insanı rahatlatır; fakat uzun vadede köreltebilir. Zorlukla karşılaşmadan büyümek mümkün değildir. İnsan, sınırlarıyla temas ettiğinde gelişir; sabretmeyi, beklemeyi ve tahammül etmeyi ancak deneyimle öğrenir. Dijital çözümler, hayatı pratik hâle getirirken birçok küçük zorluğu da ortadan kaldırıyor. Bir şey geciktiğinde huzursuz oluyor, cevap alamadığımızda rahatsızlık hissediyoruz. Oysa bu küçük bekleyişler ve belirsizlikler, duygusal kaslarımızı çalıştıran alanlardır. Sürekli konfor, bu kasların kullanılmadan zayıflamasına yol açıyor.
Bu zayıflama, zamanla psikolojik bir yoksulluk hâline dönüşüyor. Her şeye sahip olup yine de eksik hissetmek, modern çağın en belirgin çelişkilerinden biri. Dışsal imkânlar artarken, içsel doyum azalıyor. Daha fazla seçeneğe, daha çok imkâna ve daha hızlı çözümlere rağmen insanlar kendilerini daha çabuk tükenmiş, daha kırılgan ve daha huzursuz hissediyor. Çünkü psikolojik........
